Görün, duyun, bilin diye YAZIYOR!

‘Kadınlara Verdikleri Değeri Biliyoruz, Asıl Soru Biz Ne Yapacağız?’

"AKP hükümeti 1994 yılından beri İstanbul’u yönetiyor. Kadınların İstanbul’un sokaklarında, meydanlarında, mahallelerinde kendilerini tehdit altında hissettikleri açık. "

Yerel Yönetimlerde Kadın – 1

 

Zülal Koçer  

31 Mart yerel seçimi öncesi, İstanbul’da yerel yönetimin kadın politikalarını ve kadınların sorunlarını ele alışını değerlendiren Sema Barbaros “AKP hükümeti 1994 yılından beri İstanbul’u yönetiyor. Kadınların İstanbul’un sokaklarında, meydanlarında, mahallelerinde kendilerini tehdit altında hissettikleri açık. Kadınlara değer vermeyen, kadınların taleplerini isteklerini görmeyen hatta kazanılmış hakları bile tırpanlamanın derdine düşenlerin ne yapacağını yılların tecrübesi ile biliyoruz. Asıl soru ‘Biz ne yapacağız?’ Kendi taleplerimizle, kendimizi ifade ederek, kendimizi yönetmek için yola çıkacak mıyız?” dedi.

 

31 Mart’ta yapılacak yerel seçimlere az bir zaman kaldı; 6 hafta kadar bir zaman. Aylar öncesinden seçimlere, adaylara, icraatlar, icra edilmeyenlere dair konuşulmaya başlandı. 31 Mart’a kadar da seçime dair pek çok şey büyük bir iştahla ve gürültüyle konuşulmaya devam edilecek. Peki ya kadınlar? Kadınların talepleri, sorunları, hayatları, eşitsizlik ne kadar konuşuldu? Evet bir ara basına, kadın adayların sayısının ne kadar az olduğuna dair, hızla geçilen bir rapor sonucu sunuldu. Bunun ötesine geçildi mi?

Emek Partisi İstanbul İl Başkanı Sema Barbaros, İstanbul’un yerel yönetiminde kadın ve kadın politikalarına ilişkin sorularımızı yanıtladı.

 

  • İstanbul’da kadınların, yerel yönetim bazında ihtiyaçları nelerdir? Bu ihtiyaçları gözetecek  bir belediyecilik nasıl olmalı?

 

 

İstanbul nüfusunun yarısı kadın, kadın nüfusunun da büyük kısmı yoksunluklar içinde bir yaşam sürdürmeye çalışıyor. Kadınların yaşadıkları mahallede, yürüdükleri sokaklarda, çalıştıkları yerlerde kısacası tüm yaşam alanlarında her sorunun en öncelikli muhatabı olduğu kesin. Durum böyle olunca yereller deyince aklımıza öncelikle kadınların ve çocukların gelmesi doğal; ihtiyaçları karşılayacak bir yerel yönetim talebinin ise öncelikle kadınların ve çocukların talep ettiğini bilmek de şart.

 

‘Kadınlar Açısından En Yakıcı İki Sorun Var’

 

Belediyelerin karşılaması gereken ihtiyaçların hepsi aslında kadınların en temel ihtiyaçları. Sağlık, eğitim, ulaşım, beslenme, ısınma, konut, sosyal yardım, kreş, kadın sığınma evleri, kültür ve spor tesisleri… Özel olarak baktığımızda kadınlar açısından en yakıcı iki sorun var.

 

Birincisi; şiddet ve istismar. Şiddetsiz bir yaşam, güvenli kentler, şiddetten koruma mekanizmaları oluşturmak, toplu taşımadan sokak aydınlatmalarına kadar kadınların ihtiyaçlarını gözeten bir belediyecilik şart.

 

İkincisi; ucuz ve güvencesiz çalışma. Güvencesiz çalıştırılanların çok büyük kısmı kadınlar. Daha düşük ücret ödenen, kötü koşullarda uzun saatler çalıştırılan, işyerinde taciz ve mobbinge uğrayan yine kadınlar. İçinden geçtiğimiz seçim sürecinin bir kriz süreci olduğunu da dikkate alırsak bu dönemlerde ilk işten çıkarılan kadınlar da olduğu için işsizlik de en çok kadınların yakasında. Kadınlar çoğunlukla evdeki bakım yükünü planlayarak iş aramakta; bu da hem daha ucuz hem de daha güvencesiz çalışmak zorunda kalmaları anlamına geliyor. Bir belediyenin öncelikli gündeminde; yeterli çocuk bakımı olanakları yaratmak, her mahalle için temel sağlık hizmetlerini erişilebilir kılmak, yoksul mahallelerde teçhizatlı çamaşır evleri açmak vb. gibi kadınların zorunlu olarak üstlendikleri sorumlulukları bir ölçüde de olsa “kamusal sorumluluk” haline getirecek önlemler yoksa, şiddetin önlenmesi ve kadınların kent içindeki güvenliklerinin sağlanması için adımlar atılmıyorsa, kadınların toplumsal ve ekonomik hayata katılımı bundan doğrudan doğruya etkileniyor demektir.

 

‘Yerel Yönetimler Kadınları Ev İçine Mahkum Olmaktan Çıkarabilir’

 

Kadınların ev içi yaşam mahkumiyetinden çıkmasını sağlayacak çocuk ve yaşlı bakım hizmetlerinin organizasyonu, beceri geliştirme ve meslek edindirme kursları, kültür ve dayanışma merkezleri ve kadın sığınmaevleri yerel yönetimlerin öncelikle sağlayacağı hizmetlerdendir. Yerel yönetimler, kadınların kent yaşamına güvenli ve özgürce katılabilmesi için aydınlatma, hizmetlere erişim, kolay ulaşım vb. konularda gerekli tedbirleri almak da yerel yönetimlerin görevidir.

 

‘Hizmet Boşluğunu Biz Kadınlar Doldurmak Zorunda Kalıyoruz’

 

Belediyeler çeşitli hizmetleri sunmadığında ortaya çıkan boşluğu biz kadınlar doldurmak zorunda kalıyoruz. Bu yokluk, yalnızca yükümüzü çoğalttığı için değil, doğrudan doğruya yaşam seçeneklerimizi daralttığı için de önemli. Şiddetin türlü biçimlerine maruz kalan, yoksulluk içinde yaşam sürdürmek zorunda kalan, en temel geçim olanakları kısıtlanan kadınlar aynı zamanda “yurttaş” ve “kenttaş” olarak da zarar görürler. Ancak bugün ranta dayalı yerel yönetimlerin sağlamadığı olanakların hesabı sorulmasın diye kadınları yaşadıkları sorunlar nedeniyle suçlayan, kadınları aşağılayan bir zihniyetle karşı karşıyayız. Görüyoruz ki kadınlar yaşadıkları sorunlar karşısında kamusal bir korumadan yararlanabileceklerini, yerel bir birime danışabileceklerini bile düşünemez hale getiriliyorlar. Şiddet sorunu böyle, işsizlik, yoksulluk sorunu böyle, eğitim alanında, sosyal yaşam alanlarının düzenlenmesi bakımından böyle… Bu alanlara dair rantçı yerel yönetimlerin sunduğu kısıtlı imkanlar ise sanki “lütufmuş” gibi gösteriliyor, kadınlardan hakları olana ulaşmaları için “minnet” etmesi isteniyor. Kadınlar ne minnet ne lütuf istiyor, hakları olanı talep ediyorlar…

 

‘Eşit ve Özgür Vatandaşlar Olma Hakkımız da Elimizden Alınmış Oluyor’

Bütün bunlarla birlikte sadece somut hizmetlerin ne kadar verilip verilmediği değil; çok önemli bir başka meselemiz daha var: Yerel yönetimler kadınların hayatını kolaylaştıracak somut hizmetler sunmadıklarında sadece hizmetten yoksun kalmıyoruz. Aynı zamanda eşit ve özgür vatandaşlar olmamızın önüne de büyük engeller çıkmış oluyor.

Cinsler arası eşitsizlik sorunu söz konusu olduğunda ağırlıklı olarak kadınların yasalar karşısında eşitsizliğini, parlamentodaki düşük temsil oranlarını, yönetime, eğitime, iş gücüne ve toplumsal yaşama düşük katılımını tartışıyoruz. Bütün bu sorunların kadınların gündelik yaşamıyla ne kadar ilişkili olduğu; bu sorunların büyük ölçüde belirleyicisi olan engellerin kentlerde, kasabalarda, beldelerde, mahallelerde sessiz sedasız yaşanmakta olduğu genellikle ikinci planda kalıyor. Oysa yasal eşit yurttaşlık, kadınların yaşam koşullarının iyileşmesi için yeterli değil. Eşitsizlik yerel düzeyde ve somut olarak yaşanıyorsa, yerel düzeyde somut önlemler gerekli. Çok açık bir biçimde belli destek mekanizmalarının geliştirilmesine ihtiyaç var.

 

  • İstanbul’da yerel yönetimi isteyen idarecilerin ayrıca  kadın politikaları üretmesi gerekli midir? Gerekliyse nasıl politikalar?

 

Cinsler arası eşitsizliğin hafifletilmesi ve giderek ortadan kalkması, kadınların güçlenmesi, baskıdan kurtulması, özgürleşmesi, toplumda daha onurlu bir yere sahip olmaları bizce vazgeçilmez hedeflerdir. Kadınların eşit temsiliyetinin olmasını garantiye alacak bir politika izlemek sadece ihtiyaç değil bir zorunluluk. Ancak söylediğimiz sadece yerel yönetimlerde idarecilerin kadın politikaları üretmesi değil, kadınların yerel yönetimlerde katılım ve karar hakkının olmasıdır.

 

‘Kadınlar Tümüyle Sürecin İçinde Olmalı’

 

Kadınların “bizim” diyebileceği bir demokrasinin yerelden başlayacağını düşünüyoruz. Bunun da tüm süreçlere dahil olabilmek, seçmek, seçilmek kadar, seçilenleri denetleyebilmek, icraatları güven vermediğinde ya da uygun bulmadığımızda her an görevden alabilmekle de ilgisi var. Halkın tüm kesimlerinin, buralardan en çok dışlanmış olan kadınların yönetimde söz, yetki ve karar sahibi olması bunların hayata geçirilmesiyle yani halk demokrasisiyle gerçekleşir. Bunun gerçekleşmesinin en önemli öznelerinden biri kadınlar. Kapitalizmin eşitsizliği, erkek egemen sistemin baskısı kadınların ekonomik, sosyal, kültürel ve en çok da siyasal yaşamdan dışlanmasına neden oluyor. 2019 yerel seçim döneminde de bu kuşatılmadan kaynaklı her türlü şiddeti ve ayrımcılığı açık bir biçimde görüyoruz. Kadının tam hak eşitliğinin sağlanması için yerel yönetimlerde söz ve yetki sahibi olması, tüm karar alma ve denetleme mekanizmalarında varlığının garanti altına alınması yerel yönetimlerin görevi olmalıdır.

 

  • İstanbul’da Emek Partili kadınlar oylarını nasıl bir belediyecilik anlayışına verecek? 

 

31 Mart yerel seçimleri aynı zamanda “Cumhurbaşkanlığı Yönetim Sistemi” olan tek adam-tek parti yönetimi altında yapılacak ilk yerel seçim olacak. Türkiye’de merkezi yönetim yeniden yapılandırırken yerel yönetimlerde bu sürecin içine sokuldu. Tek adam rejiminin temel karakteri fiili ve keyfi uygulamalar. Bu uygulamalar o açıdan yasallaşmış halde karşımızda duruyor. Biliyorsunuz partimiz seçime giremiyor. Kadınların, gençlerin, işçilerin kendi partisiyle seçime girebilmesinin önü keyfi bir biçimde kapatıldı. Bunun sadece partimiz bakımından değil, seçme ve seçilme hakkı bakımından, halkın irade beyanı açısından da önemli bir sorun, aynı zamanda da tek adam yönetiminin keyfiyetçiliğinin önemli bir göstergesi olduğunu düşünüyoruz.

 

‘Krizin Ertelenmiş Sonuçları Seçim Sonrasında Ortaya Çıkacak’

 

 

Aynı zamanda biliyoruz ki krizin “ertelenmiş” sonuçları da seçimden sonra ortaya çıkacak. Bu açıdan sadece yerel yönetimler, nasıl bir belediyecilik tartışması yaptığımız bir seçim değil bu. Bir bakıma tek adam yönetimi altında nasıl bir yönetim anlayışı inşa edildiğinin, bunun karşısına halk güçleri olarak nasıl çıkacağımızın tartışmasının yapılacağı bir seçim de olacak bu.

 

‘İstanbul’u 94’ten Beri AKP Yönetiyor, Kadınlar Güvende Değil Bu Şehirde’

 

İlçelerde, mahallelerde kadınların katıldığı, yerel platformların güçlendirildiği, halkın, kadınların nasıl bir belediyecilik istediğine dair ortaklaşmış metinlerle birlikte hareket etmeye dair çabalarımız çokça oldu olmaya da devam ediyor. Bu seçimlerde cumhur ittifakının kazanması; bugüne kadar, kadınların aleyhine çıkan bütün uygulamaların devam etmesi anlamına gelecektir. AKP hükümeti 94 yılından beri İstanbul’u yönetiyor. Kadınların İstanbul’un sokaklarında meydanlarında mahallelerinde kendilerini tehdit altında hissettikleri açık. Ayrımcı politikalarla her gün karşı karşıyayız. Her türlü şiddete karşı çaldıkları her kapı kadınların yüzlerine kapatılıyor. Bir yandan da kadınların iktidarın yanlış politikalarının tüm yükünü sırtlanmaları için “ailenin lokomotifi” sıfatıyla görece çağrıldığını görüyoruz.

 

‘Asıl Soru Biz Ne Yapacağız’

Kadınlara değer vermeyen, kadınların taleplerini isteklerini görmeyen hatta kazanılmış hakları bile tırpanlamanın derdine düşenlerin ne yapacağını yılların tecrübesi ile biliyoruz. Asıl soru “Biz ne yapacağız?” Kendi taleplerimizle, kendimizi ifade ederek, kendimizi yönetmek için yola çıkacak mıyız?

 

Bu seçimde yerellerde demokrasi, özgürlükler ve emeğin haklarıyla halkçı belediyeciliği savunan tüm güçlerin yan yana gelmesi için daha fazla örgütlenmeye, yan yana gelmeye ve mücadele etmeye ihtiyacımız var. Cumhur ittifakı karşısında CHP’nin muhalefetinin de kadınlar için doğru politikalar ortaya koyduğunu söyleyemeyiz. Halkçı belediyeler için tek bir gücümüz var. O da birliğimiz. İstanbul’da EMEPli kadınların oyunu alacak  bir yerel yönetim anlayışına sahip belediye başkan adayı veya meclis üyesi yok denecek kadar az. Onlarda olabildiği yerlerde emek ve demokrasi güçlerinin ortak adaylarıyla ya da partimizin göstereceği bağımsız adaylarla sınırlı.

Bu sebeple bizim yerel seçim çalışmamızın temelini partimizin yerel yönetim anlayışını başta kadınlar olmak üzere bütün işçi ve emekçiler arasında yaymak olacak. Onların mücadele bilinç ve örgütlenmesini ilerletmek için seçim çalışması yürüteceğiz.

 

Bunları da beğenebilirsin

YORUM YAP

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.