Görün, duyun, bilin diye YAZIYOR!

Övünme

...sıradan insan uygarlığın lanetidir. (j.fowles)

Celal Atış-

…sıradan insan uygarlığın lanetidir. (j.fowles)

‘Sizin de düşündüğüz gibi gözlerimi kapatıp zamanı yakaladığımda; kendimi hala o mutluluk
anlarında saçları rüzgarda savrulan, baharın kokusunu gözlerinde ırmaklar gibi taşıyan o genç
kızım. Aynaya baktığımda kendimi zamanın ötesinde hissediyor gözlerimi açtığımdaysa
zamanın beni esir aldığını, yıllar geçtikçe hayal edebilme gücümü kaybettiğimi, hayatımı alt
üst ettiğimi ve mutluluk anlarını yavaş yavaş geride bıraktığımı görüyorum. Hatırlamaya
çalıştığım ama hatırlayamadığım birçok insan. Her gün bunca insan arasında nasıl
durabileceğimi bilmeden yaşamaya çalışıyorum. Her geçen gün içimde büyüyen vicdan
azabıyla savaşıyor, birçok hayatın mahvolduğunu düşünmekten kendimi kurtaramıyorum.
Tıpkı geçmiş ve gelecekteki tüm insanlar gibi ölümün elini yüzümde bir tebessüm ile tutmaya
çalışıyorum.’

Biraz duraksadı, düşüncelerinin dağıldığını hissetti ama anlattıklarının karmaşıklığıyla
övünecek, her zaman küçümsediği insanları bu sayede suçlayacaktı. İçindeki bu duyguya
hakim olamamaktan tarif edilemez zevk alıyor; yaşadığı ve okuduğu onca şeyle onlardan
intikam almak için düşüncelerini olabildiğince basitlikten kurtarıyor ve yeni bir sınıf yaratma
bilinciyle içten içe böbürleniyordu. Şöyle devam edecekti sonra: ‘Bunun kulağınıza son
derece kibirli ve acımasız geldiğini biliyorum ama aynı zamanda sizin hak ettiğiniz şey
olduğuna da inanıyorum.’ Böylece yaptığı şeyin kefaretini ödeyecek ve bir nebze olsun onlar
tarafından anlaşılmadığını ve aslında onlardan yana olduğunu; ama kendilerinin bu durumu
yarattığını söyleyerek onların gözünde kendini aklamaya çalışacaktı. Bu da onu gerçekçi
biriymiş gibi gösterecek ve siz kendi aranızda tartışırken o kendi köşesine çekilecek ve bunu
büyük bir kibirle izleyecekti. ‘O zamanlar güneş sürekli parıldar, gölgeleri yok ederdi. Ama
benim ruhumda onulmaz yaralar vardı. Hepinizin olmasını istemediği ama olduğu için
üzülmediği tüm bu ölümlerden sonra ruhumda kapanamayacak yaralar açılmıştı. Tanrı
tarafından seçilmiş insanlar olduğumuzu düşünmemize rağmen kötü günlerin gelmeyeceğini
kim söyleyebilirdi ki?’

Herkesin dilinde eskiyen ama kim tarafından söylenirse söylensin sizin büyük bir hayranlıkla
karşıladığınız sözleri tekrarlayarak sizi biraz daha aşağılayacak ve bunun zevkini yaşayarak
çaresizliğinizi size yaşatmak isteyecek; ama arkanızdan sinsice gülecektim. Çağımızın
tamamıyla bir aldatmacadan ibaret olduğunu, yapmacıklığın her tarafı sardığını, bilgisizliğin
herkesin bilgisine dönüştüğünü, birkaç kitap okuyup anlamayarak onları içinizde yüceleştirip
filozofa dönüştüğünüzü bilecek; dilinize yapışan sözleri cahilliğinizi saklamak için
kullandığınızı görmezden gelecek ve tüm bununla yapay bir mutluluk oluşturduğunuzu
göreceğim.’ Hatta daha ileri gidecek ve ‘Sözlerime kulak asmayın siz; gülünç bir çözüm
istemekle gülünç bir bedel ödemek arasında kalıp kendinizi: ‘Ben ne iyiyim ne kötü, her
ikisinin de benim için bir anlamı yok!’ durumuna düşmeyin. İşte o zaman yaşadığınız şeyin
aslında düşündüğünüz olmadığını fark edecek ve bunun bir mecburiyet değil bir gereksinim
olduğuna ikna edeceksiniz kendinizi. Yaşadığınız zamanın algısında korkaklık ve cesaret;
yapmacıklık olmadan elde edilemediğine ve bunun tanınma beklentisiyle paralellik gösterdiği
kesin olarak bilindiğine göre onun yüzüne bağırmak yapmacıklığın getirdiği bir erdem bile
olmalıdır!’ gibi beylik laflar edecek ve siz çileden çıkarken bunun sizi birkaç kişinin gözünde
cahillikten kurtardığını düşünerek bu yapay çağda oluşturduğunuz sahte mutluluğunuzla
yaşamayı böbürlenmek sanarak yatağınıza önceki halinizde daha kibirli girdiğinizi
düşüneceksiniz. Oysa görünürde olmayan ve sizin asla bilemeyeceğiniz o anlamı bilmenin
verdiği huzurla ben arkanızdan bakacak, hayatın anlamının tam olarak bu olduğunu
düşüneceğim.

‘Kara bulutlar toplanıyordu ama kimse fark etmiyordu henüz. Aynada kaybolan görüntüme
bakınca sizin kaybolan zamanınıza dönüşüyordum.’

Sonra kendimi çok yalnızlaşmış hissetmeye başlayacaktım. Bu yalnızlıklar yeni bir insana
dönüştürecekti beni. Her zaman olduğu gibi, kıskançlık ve umutsuzlukla sizin olanı
benimsemediğim ve ondan kaçtığım için kendi yalnızlığımı överken sonunda kendimi
yapayalnız bulmaya başlayacaktım. Bu yapay çağın insanı olmamakla övünürken onun
tarafından yenilgiye uğrayacak ve kibirle yaptığım tüm şeylerden dolayı yalnızlaşıp kendi
fildişi kuleme hapsolacaktım. Kendiniz tarafından tamamıyla kandırılmış olduğunuzu
düşünürken aslında sizin gibi olamamanın bu çağda kendimi kandırmak olduğunu
anlayamayacak ve kısır döngüye dönüşen bu hayatın içinde kalakalacaktım öylece. Şöyle
sürdürecek ve hikayenin nereye gittiğini bilemeyecek, böylece kibrimin hakkını vererek en
azından düştüğüm bu duruma bir sebep yaratacaktım kendimce: ‘Dostluklar da dağılıyordu
sonradan. Geçmişindeki bütün o insanlar birer birer kendi içlerine gömülüyor, yaşadıkları
ortak dili ve bu dilin oluşturduğu yapay dünyayı yıkıyordu. Bu dünyanın neresinde olduğumu
artık anlayamıyordum. O zaman alışkanlığa mahkum olduğumu anlıyor ve bu boşlukta nasıl
yaşayacağımı bilememenin verdiği bu acı gerçeklikte debelenip duruyordum. Sözcükler
anlamını yitiriyor, davranışlar anlamsızlaşıyor, bakışlar donuklaşıyor ve düşünceler kafamın
içinde birer düşmanmışçasına beni yormaya başlıyordu. Bıkkınlık o kadar güçlü hale
geliyordu ki her zaman gururla yaşadığım o dünya aniden tepetaklak olmaya ve ben onun
altında ezilmeye başlıyordum. Kaybolan zamanın içinde kaybolan herhangi bir şeye
dönüşüyor gibiydim o zaman. Dünyanın yarattığı bu umutsuzluk karşısında benim gibi
insanların varlığıyla övünürken onları da kaybetmenin verdiği bu düşünceyle tıpkı şiddetin
oluşturduğu ve engellenmesinin mümkün olmadığı düşüncesiyle bir an için elimdeki kalemi
bırakıyor ve dışarıya atıyordum kendimi.’

Kibrimin doruğundaydım!

Siz, kimin anlatıcı kimin kahraman kimin okuyucu olduğunu anlamaya çalışırken ve benim
bıraktığım boşluklara anlamsızca bakarak hatta bunların sebepleri üzerine düşünüp bir zaman
sonra ne olduklarını anlayamadığınız için ‘Mükemmel!’ diyerek ama anlamadığınızı içinizin
her yerinde bilerek debelenirken; ben sokaklarda başıboş dolaşmaya ve benim gibi bu yapay
dünyanın kurbanı olan biriyle karşılaşmaya çalıştım. Bir an kara bulutların toplanmaya
başladığını daha önceden haber verdiğimi anımsayarak ne yapacağımı düşünürken arkamı
dönüp aniden kaçmaya ve bundan kurtulmaya çalıştım çünkü yolun tam karşısında tedirgin
bakışlarla gözlerini bana diken o genç kızla karşılaştım.

Bunları da beğenebilirsin

YORUM YAP

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.