Görün, duyun, bilin diye YAZIYOR!

 ‘İnsanlığa karşı işlenmiş suçlardan devlet sorumludur’

Cumartesi Anneleri 719. Haftasında 1996 yılında Şırnak’ın Güçlükonak ilçesinde 11 köylünün katledilmesinin akıbetini sormak üzere bir araya geldi.

YAZIYOR- Cumartesi Anneleri 719. Haftasında 1996 yılında Şırnak’ın Güçlükonak ilçesinde 11 köylünün katledilmesinin akıbetini sormak üzere bir araya geldi.

İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi önünde yoğun polis ablukası altında bir araya gelen kayıp yakınları, gözaltında kaybedilen yakınlarının fotoğraflarını ve kayıpları temsilen birer kırmızı karanfil de taşıdı.

‘İşkence ile öldürüldüler’

Cumartesi Anneleri adına basın açıklamasını okuyan İHD İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri 719. haftada inkar ve cezasızlık ile üzeri örtülmek istenen Güçlükonak katliamı için toplandıklarını belirterek, 1996 yılında 10-12 Ocak tarihleri arasında askerler, Şırnak’ın Güçlükonak ilçesine bağlı Çevrimli ve Yatağan köylerine baskın yapıldığını ve  Abdullah İlhan, Ahmet Kaya, Ali Nas, Neytullah İlhan, Halit Kaya ve Ramazan Oruç’u gözaltına alınarak işkenceyle sorgulanarak öldürüldüklerini ifade etti.

‘Korucuların gelmesini beklemiyorlardı’

Yoleri, 15 Ocak 1996 tarihinde Koçyurdu köy muhtarı ve aynı zamanda korucu olan Mehmet Önerli arayan jandarma, gözaltındakileri serbest bırakacaklarını, onları almak için bir minibüs göndermelerini istedi. Durumdan şüphelenen Oner, sürücüyü yalnız göndermek istemedi ve korucular Hamit Yılmaz, Abdülhalim Yılmaz ve Lokman Özdemir*i de yanına alarak Ramazan Nas’ın kullandığı 56 AH 320 plakalı minibüsle Taşkonak Jandarma Taburu’na gitti” diyerek gerçekleşen katliamı şu şekilde anlatmaya devam etti:

“Taburdakiler korucuların gelmesini beklemiyordu. Gelen korucular da öldürüldü ve daha önce öldürülen 6 köylü ile birlikte, 10 kişinin cansız bedenleri minibüsün koltuklarına bağlandı, başlarına da çuval geçirildi. Ramazan Nas’ın kullandığı minibüs jandarmanın kontrolünde yola çıktı. Yol askerler tarafından trafiğe kapatıldı.

Minibüs bir noktaya gelince aracın içindeki jandarmalar inerek uzaklaştı. Yolu kesen özel tim, önce minibüsü silahla taradı. Atılan roketler sonucu minibüs ve içindeki 10 ceset kömür haline geldi. Kaçmaya çalışan minibüs sürücüsü de taranarak öldürüldü. Adeta kül olmuş bedenler, ailelere teslim edilmedi. Üzerinde kimliklendirme çalışması yapılmadan, dini vecibeler yerine getirilmeden güvenlik güçlerince toplu halde gömüldü.”

‘Biz Galatasaray’da ölmek istiyoruz’

Basın açıklamasının ardından Güçlükonak katliamında yaşamını yitiren Ahmet Kaya’nın kızı Emine Kaya söz aldı. Kaya asla mücadeleden vazgeçmeyeceklerini belirterek şu ifadelere yer verdi: “Bizlere Galatasaray’ı yasakladılar. Yaz, kış fark etmez ne olursa olsun vazgeçmeyeceğiz. Bizi öldürdüler, diri diri yaktılar ama biz yine sadece barış istedik. Biz Galatasaray’da ölmek istiyoruz.”

‘İnsanlığa karşı işlenmiş suçlardan devlet sorumludur’

Kaya’nın ardından söz alan dönemin Barış İçin Çalışma Grubu üyesi Avukat Ercan Kanar ise devletin tarihinin kayıplar ve katliamlar tarihi olduğunu ifade ederek, Güçlükonak katliamının Dersim, Madımak, Roboski gibi insanlığa karşı işlenmiş bir suç olduğunu vurguladı. Kanar katliamda ilginç ve düşündürücü şeyler olduğunu belirterek devletin PKK yaptı diye açıklama yaptığını ve akabinde çok geçmeden PKK’den açıklama geldiğini hatırlattı. Kanar, katliam döneminde bir heyet ile alan incelemesine gittiklerinin bilgisini vererek alana dair şu gözlemlerini paylaştı: “Katliamın olduğu yer askeri bir bölgeydi. Biz katliamdan tam 10 gün sonra alana gittik ve kanıtlar temizlenmemişti. Minibüs parçaları, kemikler, insan uzuvları vardı. Ardından köye gittik, köy korucu köyüydü ve PKK’ye karşıydı ama net olarak katliamı devletin yaptığını belirttiler. Bu katliam PKK’nin tek taraflı ateşkes ilan ettiği dönem yapıldı. Bu katliamın yapılma sebebi PKK’nin ateşkes kararını bozmaktı. Katliamlar hangi hükümet döneminde yapılırsa yapılsın insanlığa karşı işlenmiş bütün suçlardan devlet sorumludur.”

Bunları da beğenebilirsin

YORUM YAP

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.