Görün, duyun, bilin diye YAZIYOR!

100 Yıl Önce İşgali Protesto İçin Buluşan Tıbbiyelilerin Bıraktığı Yerden: Hekimler Büyük Yürüyüşte

14 Mart Tıp Bayramı sağlıkta yaşanan sorunların ve yaratılan sağlıksız toplumun üzerini örtmüyor. Türk Tabipler Birliği Tıp Bayramı kapsamındaki 'Sağlık Haftası'nda "Büyük Hekim Yürüyüşü" gerçekleştiriyor.

 

tp Tıp Bayramı 14 Mart 1827 tarihinde “Tıbhane-i Amire ve Cerrahhane-i Amire” adlı tıp okulunun açılışına denk düşer. Türkiye için Modern tıbbın başlangıcı olan bu tarih aynı zamanda İstanbul’un işgal yıllarında tıp öğrencilerinin bu emperyalist işgali protesto etmelerine de aracı olmuştur. O dönemin tıp öğrencileri “Tıbhane-i Amire ve Cerrahhane-i Amire” okulunun açılışının 92’inci yılını kutlama bahanesi ile Haydarpaşa’da bir araya geldiklerinde aslında bu işgale karşı  bir protesto gerçekleştiriyorlardı. Aynı zamanda Tıp Bayramı o tarihte ilk olarak kutlanmış oluyordu.

Bugün de dahil bir hafta Tıp Bayramı kapsamında ‘Sağlık Haftası’ olarak kutlanacak. Peki sağlıkta bayram havası var mı gerçekten? Türk Tabipler Birliği ‘Bayram yok isyan var’ diyerek 17 Mart’ta büyük bir yürüyüş gerçekleştirecek. Tıpkı 100 yıl önce tıbbiyelilerin 14 Mart’ta emperyalist işgale karşı gerçekleştirdikleri protesto gibi. Peki işgal altında olmayan ülkede neyi protesto ediyor hekimler, neye isyan ediyor?  TTB Merkez Konsey Başkanı Prof. Dr. Sinan Adıyaman yayınladığı mesajda anlatıyor nedenlerini:

“Türk Tabipleri Birliği uzun yıllardır sağlıkta şiddete yönelik büyük bir mücadelenin içerisindedir. Sağlıkta şiddetin durdurulması için bir yandan eylemler düzenlerken diğer yandan var olan yasaların sağlıkta şiddeti durdurmadığı gerçekliği üzerinden Türk Tabipleri Birliği tarafından hazırlanan ‘Sağlıkta Şiddet Yasası’nın Meclis’te yasalaşması için yoğun çabalar harcadık.  65 Tabip Odamızla beraber verdiğimiz gazete ilanı ile hükümeti bu konuda uyardık. İktidar partisi ve Meclis’te grubu bulunan muhalefet partileriyle görüşüp yasa tasarımızı kendilerine ilettik.

Ne yazık ki çok sayıda meslektaşımızı sağlıkta şiddet nedeniyle kaybetmemize rağmen siyasal iktidarın önerdiğimiz yasal düzenlemeyi yapmasını sağlayamadık. Bugün sağlıkta şiddet can almaya devam ediyor. Onlarca hekim ve sağlık çalışanı her gün fiziksel saldırıya uğruyor.

‘Tıbbi Bilgi Dahil Tüm Entelektüel Birikimin Kriminalize Edildiği Bir Çağ’

Dünyadaki birkaç kişinin serveti, dünya nüfusunun yarısınınkini geçtiği, yoksulluğun yaşanma biçimlerinin ağırlaştığı, suların, toprağın, denizlerin, havanın kirlendiği, balıkların etinden mikroplastiklerin çıktığı, bebeklik çağından çıkar çıkmaz ergenlik yaşamaya başlayan, obez çocukların sayısının arttığı pek çok sorun çözülmeyi bekliyor.

Tüm dünyada demokrasi yerini otokratik yönetimlere bırakıyor, kamucu politikalar terk ediliyor, söz söyleme, örgütlenme, ifade özgürlüğü engelleniyor, basın susturuluyor, reklam şirketlerinin bültenleri hakikatlerin önüne geçmeye çabalıyor, bilgi küçümseniyor, tıbbi bilgi dahil tüm entelektüel birikim kriminalize ediliyor, küresel bir savaşın sesi giderek yükseliyor.

Bilgisizlik, ihmaller büyük kazalara, iş cinayetlerine neden olmaya devam ediyor. Aşı reddi sayıları artıyor. Kızamık vakalarında artış söz konusu. Kısaca, yanlış politikalarla  sağlığın tüm bileşenlerine zarar verildiği bir dönemden geçiyoruz.

13 Aralık 2010 tarihinde tüm Türkiye’de uygulanmaya başlanan aile hekimliği sistemi  bireysel ve toplumsal sağlık hizmetini birbirinden ayırarak birinci basamak sağlık hizmetlerini parçalı hale getirmiştir. Bölge tabanlı değil aile hekimine kayıtlı nüfusa dayalı sağlık hizmetinin verildiği, performans sistemi üzerinden sözleşmeli çalışmanın dayatıldığı, aile hekimlerinin koruyucu sağlık hizmetlerinden uzaklaşılıp polikliniklere hapsedildiği bu sistemde, sorunlar her geçen gün artıyor.

‘Güvenlik Soruşturması Bahanesiyle Pek Çok Genç Meslektaşımızın Hekimlik Hakkı Alındı’

5 Aralık 2018’de yürürlüğe giren  7151 sayılı ‘Sağlık Torba Yasası’nda hekim ve sağlık çalışanlarının özlük haklarına ilişkin antidemokratik birçok madde mevcuttu. Güvenlik soruşturması bahanesi ile daha göreve başlamadan hiçbir suçları olmadığı halde hekimlik yapmaları yasaklanan çok sayıda özgür ruhlu genç  meslektaşımızın eğitim ve sosyal güvenlik hakları ellerinden alındı. Uzmanlık mecburi hizmetini yapan hekimlerin mecburi hizmetlerinin bitmesine 9 aydan az bir süre kalmadan yan dal uzmanlık eğitimi sınavına giremeyeceği maddesi ile eğitim haklarına kısıtlama getirildi.

‘Ekonomik Kriz Sağlığı Da Vuruyor’

Ekonomik kriz giderek derinleşmekte ve başta yoksullar olmak üzere toplumun tamamını etkiler hale gelmekte. İşsizlikle boğuşan ve yoksulluk sınırının altında kıt kanaat yaşam sürmekte olan yurttaşlar ise sağlık hizmetlerine ihtiyaç duyduğunda rakamların da açıkça gösterdiği gibi SGK tarafından hiç de gerek olmadığı halde katılım payı alınmakta.

Diğer yandan üniversite hastaneleri başta olmak üzere kamu ve özel birçok hastane finansal sıkıntı yaşamakta ve faaliyetlerini sürdürmekte zorlanmakta.

Bugün için nitelikli ve komplike sağlık hizmetlerinin büyük kısmını veren üniversite hastanelerinde, “yeter artık, ilaç ve tıbbi malzeme borçlarımızı ödeyemiyoruz, birçok önemli ameliyatı da yapamayacak duruma geldik’’ haykırışlarını duymayan kalmadı. Bu durum sadece sağlık hizmetinin kalitesini ve gelişimini değil; bilimsel araştırmaları, tıp ve uzmanlık eğitimini de olumsuz etkilemekte.

‘Biz Hekimler, Gözlerimizi Topluma Çevirmek Zorundayız’

Günümüzde Türkiye’de hekimlerin ortak zemini olan Türk Tabipleri Birliği demokratik değerlere, aydınlanmaya, laikliğe sahip çıkmaya, yoksuldan, eşitlik ve özgürlüklerin güvencesi olan hukuka, doğaya saygılı, barışın egemen olduğu bir toplumun sağlığının da ön koşulu olduğunu bilerek ve seslendirerek yürümeye devam ve unutulmaz başkanlarından Nusret Fişek’in söylediği gibi halka, sağlık hakkına, hekimliğe sahip çıkmak üzere hükümetleri rahatsız etmeye devam ediyor.

Otoriter eğilimler hekimliği laboratuvarlara ve hastanelere kapatmak ister. Oysa, hekimlik “Yaşamı temsil eder”. 14 Mart 1980 tarihli Tıp Bayramı’nda dönemin Türk Tabipleri Birliği Başkanı Erdal Atabek’in sözleri hâlâ önemini koruyor: ‘Biz hekimler, insan için, insanın insan gibi yaşaması için, insanın özgür yaşaması için, insanın zincirlerinden kurtulması için mücadele etmek zorundayız.

Biz hekimler, gözlerimizi topluma çevirmek zorundayız. Mücadele alanımız; yalnız mikroskobun merceklerinden gördüğümüz mikroplar değildir, yalnız hasta yatağında yatan insanların hastalıkları değildir.’ Hekimlik ancak insan bilgisiyle yani hümanizmle mümkündür. İnsana ait bilginin verdiği güçle, bu bilginin yol göstericiliğiyle önümüzdeki yüzyılın sorunlarıyla da baş edebileceğimize inanıyorum.”

Bunları da beğenebilirsin

YORUM YAP

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.