Görün, duyun, bilin diye YAZIYOR!

Leyla Güven’e Mektup: ‘Karanlıklara Çekiç Vura Vura, Çocuklara Yeni Bir Yaşamı İnşa Ediyorsun’

Hespê Şeytên kitabının yazarı Kadir Stêra Leyla Güven'e mektup yazdı: "Gecenin bir yarısındayım bu mektubu yazarken, sen açlık grevin yüz onuncu gününde... Ama ne bu gece ne senin açlığın bu ülke tarihindeki katliamlar kadar umutsuzluk ekmiyor içime."

Leyla Güven, Abdullah Öcalan üzerindeki tecritin kaldırılması için tutuklu bulunduğu Diyarbakır F Tipi cezaevinde başladığı açlık grevinin 111.gününde. Hespê Şeytên kitabının yazarı Kadir Stêra Leyla Güven’e mektup yazdı. Kadir Stéra’ın mektubu:

 

Sevgili Leyla Ablam,
Bu mektubu, kaleme alırken fonda hüzünlü bir müzik yerine bir direniş türküsü var; bir kafkas türküsü, Elbruz Dağları. Türkü şöyle diyor;
“Yanan köyüm tüter burnumda
Gün gelir hesap sorar Stare ile Natalia.
Faşizme mezardır Kafkasya”

Bu türküyü dinlerken bir kez daha anlıyorum ki insanı güzelleştiren direniştir. Tıpkı senin fizyolojik ihtiyaçlarını bir yana bırakıp bedenini aydınlık yarınlar için açlığa yatırdığın direnişin gibi. Bu onurlu duruşun yanan köyleri burunlarında tüten zindanlardaki esmer tenli çocukların bilinçleriyle kenetlendi.

Yüreğin, geceye kuş olup özgürlüğe kanat çırpıyor. Yeryüzündeki, tüm çocukların şen kahkahalarını bilincinle örüyorsun, insanlık yürüyüşüne eşlik edip özgürlüğe uçuyorsun.
Umudu, şekerli suya karıştırıp ezilen, hor görülen tüm çocukların esmerliğiyle gökyüzü maviliğine dalıyorsun.
Göğü hayallerine giydirip Amed’in Surlarında Hevsel bahçelerinde, Küçük Karabalık arayışında hakikate dokunuyorsun. Hakikat, yüzündeki zafere eşlik ediyorken bir ana Tanrıça edasıyla çocuklara kendi dillerinde masal anlatıyorsun. Bu masal, ne Bin Bir Gece Masalına benziyor ne de Ağustos Böceği ile Karınca masalına benziyor. Senin anlattığın masal Derwêşe adanmış Edûlê güzelliğiyle direnen büyük insanlık masalıdır. Bu masal, karanlığın aydınlığa karşı tutunma şansının olmadığını anlatıyor. Bir koca mevsime sığamayacak kadar eski ve uzunca masalını dinleyen çocuklarla birlikte maviliklere gülümsüyorsunuz.
Karlar o gün, erimiştir. Sen cemre olup Newroz ateşine meşale oluyorsun. Yüreği sevgiden, büyük insanlıktan atan canların bilincini çoktan aydınlatmışsın.
“Bizim için hüzünlenmek yerine başarıya odaklanın” diyen Hewlêr’deki açlık grevi direnişçisi Nasır Yağız’ın yüzündeki gülüşe umut olmuşsun.
Gecenin bir yarısındayım bu mektubu yazarken, sen açlık grevin yüz onuncu gününde… Ama ne bu gece ne senin açlığın bu ülke tarihindeki katliamlar kadar umutsuzluk ekmiyor içime. Yüz on günü aşkındır bir kez daha başka Roboskîler, Suruçlar, Ankara karanlıkları yaşanmasın diye bedenini barış yoluna adamışsın. Dile kolay tam yüz on bir gündür açlığa meydan okuyup yüreğini, bedenini özgürlük ile doyuruyorsun. Bir keresinde “çok huzurluyum “diyordun. Bu huzur yeni bir yaşamın anlam arayışının hakikatle bütünleştirdiğin huzurudur.

Karanlıklara çekiç vura vura, çocuklara yeni bir yaşamı inşa ediyorsun.
Bu yeni yaşamda tüm çiçekler, yaşama kendi renkleriyle dokunuyor. Kimse kimsenin bahçesini tarumar etmiyor. Dedim ya Leyla ablam, yeryüzündeki tüm çiçekler kendi renkleriyle yaşamı örüyor. Leyla ablam, tohum olup insanlığı yeşertiyorsun. Şimdi bize düşen, sesine ses olup Nemrud’un yaktığı ateşe su taşıyan karınca misali, yediden yetmişe Kürt, Türk, Arap, Süryani, Keldani, Ermeni demeden sen etrafında kenetlenip söndürmek istediğin ateşe su taşımaktır.
Bilirsin Leyla ablam mektupları güzelleştirmenin bir adı da zarfların içine serpiştirilen şiirlerdir. Bilirim ne de çok seviyorsundur şimdi şiirleri. En çokta Ahmed Arif şiirini seversin. Bilirim Leyla ablam. Sözcüklerim suskunluğuna dönerken, bir Ahmed Arif şiiri seni haykırmalı!

” Bu yasaklar,
Firavun kalıntısı.
Yoksun,
Aktan – karadan.
Gizline, can evine kurulu faklar.
Gün ola, umut kesip korkunç yetinden,
Murdar tutkusuna dünyasızlığın,
Gün ola, düşesin bekler.
Düşme! Ölürüm…
Gözlerinden, gözlerinden olurum.”

Bunları da beğenebilirsin

YORUM YAP

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.