Görün, duyun, bilin diye YAZIYOR!

Sezgin Tanrıkulu: ‘Kürt Sorunun Çözümünde Barış İradesine Saldıranlar 18 Yıl Sonra Yine İş Başında’

Cumartesi Anneleri'nin 723'üncü haftasında konuşan Sezgin Tanrıkulu bahsi geçen yıllarda bir barış iradesinin ortaya konduğuna işaret ederek "18 yıl sonra sivil siyaseti yok etmeye çalışanlar şimdide aynı amaçla yine sivil siyaseti öldürmeye çalışıyorlar. Eğer o gün faillerin bulunması konusunda başarılı olunsaydı, yargı üzerine gitseydi belki Kürt meselesinin çözümü konusunda adım atılabilirdi" dedi. 

YAZIYOR- Cumartesi Anneleri 723. Haftalarında 2001 yılında Silopi’de gözaltında kaybedilen iki siyasetçinin, Serdar Tanış ve Ebubekir Deniz’in akıbeti soruldu. Eylemde dönemin tanıklığını yapan CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu bahsi geçen yıllarda bir barış iradesinin ortaya konduğuna işaret ederek “18 yıl sonra sivil siyaseti yok etmeye çalışanlar şimdide aynı amaçla yine sivil siyaseti öldürmeye çalışıyorlar. Eğer o gün faillerin bulunması konusunda başarılı olunsaydı, yargı üzerine gitseydi belki Kürt meselesinin çözümü konusunda adım atılabilirdi” dedi.

İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi önünde yoğun polis ablukası altında bir araya gelen kayıp yakınları, gözaltında kaybedilen yakınlarının fotoğraflarını ve kayıpları temsilen birer kırmızı karanfil de taşıdı. Cumartesi Anneleri’nin 723. haftalarına, HDP Milletvekilleri Oya Ersoy, Garo Paylan, CHP milletvekili Sezgin Tanrıkulu, yazar Aslı Erdoğan’ın annesi Mine Aydostlu, oyuncu Nur Sürer destek verdi.

Bu haftaki basın açıklamasını Cumartesi İnsanlarından Fehmi Tosun’un kızı Besna Tosun okudu.

‘Bize Galatasaray’ı Engelleyenler Aslında Ülkenin Demokratikleşmesini Engellemekte’

Sözlerine, devlete geçmişle yüzleşme çağrısı yaparak başlayan Tosun “Geçmişin suçlarının üzerini örtenler, yeni suçların işlenmesinin önünü açarlar” dedi. Ülkenin demokratikleşmesinin yolunun bu yüzleşme ile gerçekleşeceğini kaydeden Tosun, 24 haftadır Galatasaray Meydanı’nın kendilerine kapatılmasını şu sözlerle eleştirdi: “Bizim 24 haftadır Galatasaray’a çıkışımızı polis zoru ile engelleyenler aslında Türkiye’nin demokratikleşmesini engellemektedir.”

Tosun “723. haftamızda 18 yıl önce gözaltında kaybedilen iki Kürt siyasetçi için hakikat ve adalet talebiyle buluştuk” diyerek Serdar Tanış ve Ebubekir Deniz’in kaybedilme hikayesini anlattı.

Tosun, 25 yaşındaki Serdar Tanış’ın  2000 yılının Eylül ayında Silopi’de HADEP ilçe teşkilatını açmak üzere parti genel merkezince görevlendirildiğini ve ardından Şırnak İl Jandarma Alay Komutanı General Levent Ersöz ve Silopi İlçe Jandarma Karakol Komutanı Yüzbaşı Süleyman Can tarafından ağır tehditlere maruz kaldığını söyledi.

Baskı ve tehditlere rağmen 3 Ocak 2001’de Silopi’de HADEP ilçe teşkilatının açıldığını aktaran Tosun “Serdar Tanış İlçe Başkanı oldu. Baskı ve tehditlerin giderek artması üzerine Serdar Tanış Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’e, Adalet Bakanlığı’na, İçişleri Bakanlığı’na ve bütün resmi makamlara gönderilmek üzere bir yazı hazırladı. Yazısında maruz kaldığı tehditleri anlattı, can güvenliğinin sağlanması ve siyaset yapma hakkının engellenmemesi talebinde bulundu” diye anlattı.

Tosun şöyle devam etti:  25 Ocak 2001 tarihinde Astsubay Taşkın Akgün, Serdar Tanış’ı telefonla arayıp Silopi Jandarma Komutanlığı’na gelmesini istedi. Serdar Tanış, ilçe yöneticisi 27 yaşındaki Ebubekir Deniz’le birlikte Silopi Jandarma Komutanlığı’na gitti ve onlardan bir daha haber alınamadı.

Baba Şuayip Tanış kamuoyuna yaptığı açıklamada:

“Oğlum, ilçe teşkilatını açmaya çalışırken Levent Ersöz bizi sürekli tehdit etti. Beni Şırnak İl Jandarma Komutanlığı’na götürdüler. Levent Ersöz, ‘Oğlun bu işten vazgeçsin, yoksa sizin için iyi olmaz.’ dedi. Oğlum parti çalışmaları için Diyarbakır’a gittiğinde Levent Ersöz beni telefonla aradı. ‘Oğlun Serdar, Şırnak topraklarına ayak basarsa yaşatmam.’ dedi. Oğlum geldiğinde Silopi İlçe Jandarma Karakolu’na çağırıldı. Gitti ve bir daha da dönmedi” dedi.

Tosun son olarak şu çağrıda bulundu: “Bugün bir kez daha kamu adına hareket eden savcıları, Serdar Tanış ve Ebubekir Deniz’in gözaltında kaybedilmesi ile ilgili olarak adil, tarafsız ve etkin bir soruşturma başlatmak için göreve çağırıyoruz.”

‘En Azından Derdimi Anlatacağım Bir Mezar Olacak Dedim’

Ardından Ebubekir Deniz’in kızı Ceylan Deniz’in babası için yazdığı mektup okundu. Ceylan Deniz’in mektubu şöyle:

“Canım Babam

Seni fazla hatırlamıyorum çünkü sen gittiğinde daha 5 yaşındaydım. Babaannem çocukluğunu, gençliğini anlatıyor. En son anıların, gülüşlerin bize masal gibi geliyor. Bir vardın ve şimdi yoksun. Tatlı bir rüya gibi…

Doyasıya yaşamadık ki! Seninle ne sarılabildik ne de öpebildik canım babam!

Geçen her gün bir umut bir bekleyiş ve bir hayal kırıklığıyla gün son buluyor. Öyle günler aylar yıllar yıllar geçiveriyor.

Hiç beklemediğim bir günde bir anda yerin izin belli dediler. Birkaç parça bile o kadar çok mutlu edecekti ki beni saatlerce söylenen mezar başında bekledim. Geldiler, kazdılar, birini çıkardılar. Belkide Serdar’dır dediler. İşte dedim en azından derdimi anlatacağım, ağlayacağım bir mezar olacak. Belki senin kokunu duyacağım dedim. Belkide benim babam…

Günler belkilerle geçti en son baban değildir dediler. Bir yanım ya yaşıyorsa diye umutlanırken diğer yanım izin vermedi çünkü tanıyordu bu bilinmezliği, umutsuzluğu biliyordu.

Ne oldu sana işkence mi ettiler yoksa bir mermiyle mi öldürdüler? Çok canın yandı mı? 18 yıldır senden bir haber alabilme umuduyla yaşıyorum. kaç yıl geçerse geçsin seni aramaktan vazgeçmeyeceğim.

‘Babamı Kaybettiklerinde 1 Yaşında Bile Değildim, Aramaktan Vazgeçmeyeceğim’

Mektubun okunmasının ardından Serdar Tanış’ın oğlu Diyar Tanış konuştu. Diyar Tanış yaptığı kısa konuşmada şunları söyledi:  “Babam Serdar Tanış ve arkadaşı Ebubekir Deniz gözaltında kaybedildiğinde bir yaşında bile değildim. 2001 yılında ailemin bütün çabalarına rağmen ne belli olan failler hakkında somut bir işlem yapıldı ne de akıbetleri hakkında bir bilgi alabildik. Umarım bir gün bağımsız bir yargı çıkar ve babam ve on binlerce faili meçhul aydınlığa kavuşur. Biz yaşadığımız sürece babam ve arkadaşlarının akıbetlerinin açığa çıkartılma mücadelesini sürdüreceğiz. Babamı aramaktan vazgeçmeyeceğim”

‘Tugay Komutanı İnsanların Kafasını Koparmaya Geldim Dedi’

Diyar Tanış’ın ardından o dönemin tanığı ve avukatı CHP milletvekili Sezgin Tanrıkulu konuştu.  Tanrıkulu o dönemi şu sözlerle anlattı: “Aradan tam 18 yıl geçmiş. Serdar Tanış ile Ebubekir Deniz’in kaybından önce HADEP Şırnak İl Başkanı Resul Sadak ve arkadaşları gözaltına alınmışlardı. Siirt İl Kongresi’nden gelirken Şırnak il sınırları içerisinde araçlarında arama yapılmıştı. Araçlarında silah, bomba, örgütsel dokuman bulunduğu şeklinde tutanak tutulmuştu ve gözaltına alınmışlardı. Devlet güvenlik mahkemesi savcılığından aldığımız izinle Osman Baydemir ile birlikte Şırnak’a gittik. Başsavcı bize bir savcı verdi ve Tugay Komutanlığı’na gittik Tugay Komutanı Levent Ersöz bizi bekliyordu. Avukat Mesut Beştaş ile birlikte kendisiyle görüştük. 90’lı yılların başında da Levent Ersöz Şırnak’ta tugay başında görev yapıyordu. Tam da Şırnak’ın yakılıp yıkıldığı dönemde. Şınak’a neden geldin diye sorduk kendisine. O da dedi ki; ‘Şırnak gelişmiş büyümüş ama insanların kafası değişmemiş, ben bu insanların kafasını değiştirmeye ve koparmaya geldim’. Kısa bir süre sonra 25 Ocak’ta kayıp vakıasını öğrendik.”

‘Onları Sağ Bulmak Umudu İle Basına Bir şey Demedik Ama Başaramadık’ 

O zaman Türkiye İnsan Hakları Vakfı’nın Diyarbakır temsilcisi olduğunu aktaran Tanrıkulu süreci anlatmaya devam etti: “Silopi’ye gitme kararı aldık 3.gündü yine gidemedik. Ayın 29’unda Silopi’ye gittik jandarma komutanlığına Süleyman Can yüzbaşı ile görüşmek istedik. Nöbetçi astsubay eşinin rahatsız olduğunu söyledi ve bizi görüştürmedi. Sonra savcıya gittik görüştük, o zamanlar adalet bülteni yayınlanıyordu. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararları yayınlanıyordu. Yaşama hakkına ilişkin, işkence yasağına ilişkin yazılar yer alıyordu, kütüphanesinde bunlar da bulunuyordu ama hiç birisi açılmamıştı. Savcıdan bilgi almaya çalıştık ama kendisi bilgi vermekten kaçındı ve imalı bir şekilde ‘burada boşuna aramayın Şırnak’a tugay komutanlığına gidin’ dedi. Biz de Osman Baydemir’le birlikte Şırnak’a gidip başsavcı ile görüştük. Tugay komutanı bizimle görüşmedi. Savcıdan gözaltı merkezlerini gezmesini bizzat oraya gitmesini istedik. Başsavcı gözaltı olup olmadığı konusunda faks çektiğini ve cevabını beklediğini bunun dışında başka bir şey yapamayacağını ifade etti. Yetkisi olduğu halde gözaltı merkezlerini çekmedi. O tarihten sonra da biz iki siyasetçinin gözaltında yaşadıkları konusunda bir fikir sahibiydik. Bunun için basına hiçbir açıklama yapmadık, onları sağ bulabilmek adına ama maalesef başarılı olamadık”

Kürt Meselesinin Siyasetle Çözülme İradesine Karşı Kaybettiler’

Tanrıkulu sözlerini dönemin politik çerçevesini sunarak sürdürdü: “1999’da Öcalan yakalanmış yargılaması devam ediyor örgütün kararı ve Öcalan’ın açıklamasıyla bütün örgütün silahlı üyeleri sınır dışına çıkmış. 2001 tarihinde büyük bir barış beklentisi var, Türkiye’nin Kürt meselesini silahsız çatışmasız çözümü konusunda bir beklenti var. Bir barış beklentisi var. Kürt meselesinin siyasetle çözümü konusunda bir irade ortaya konmuş, ama Silopi’de Şırnak’ta bu iradeye karşı zorla kaybedilme vakıaları var. 18 yıl sonra yine Türkiye’de aynı derin zihniyet ne yazık ki görevde. 18 yıl sonra sivil siyaseti yok etmeye çalışanlar şimdide aynı amaçla yine sivil siyaseti öldürmeye çalışıyorlar. Eğer o gün faillerin bulunması konusunda başarılı olunsaydı, yargı üzerine gitseydi belki Kürt meselesinin çözümü konusunda adım atılabilirdi.”

Bunları da beğenebilirsin

YORUM YAP

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.