Görün, duyun, bilin diye YAZIYOR!

Yakın Gelecek

Ertan Erat


Sözleriyle görülen bir yaşantının içerisinde her gün saatlerce çalışmak, işte buna itiraz ediyorum. Çalışma azmim yok hele ki hevesim hiç yok. Durum böyleyken, içinde bulunduğum toplum tarafından sevilmeyen ve hatta dışlanan biri oldum. Ailelerin çocuklarından uzak tuttuğu biri haline geldim. Bundan rahatsız değilim. Ancak günün çok büyük çoğunluğunu çalışarak geçirenlere acıyorum. Benim acımam onların acımasına benzemez. Onlar bana acır ve bu da sefilliğe ve çaresizliğe tekabül eder. Benim acımam ise düşünmedikleri ve sorgulamadıkları içindir. İşte görüyorsunuz ki aynı kelime farklı anlamlara gelebilirler. Bu yüzden söylediklerimi nasıl ve ne şekilde anladığınız çok önemli.  Burada, bu dar alanda yaşayan yüzlercesinin tıka basa uzanıp köle gibi çalışması ve yukarıda geniş alanda tek başına yaşayan yüce emredicinin keyfini sürmesi bana daha fazla tembellik yapmama olanak sağlıyordu. Düşüncelerimi anlatmadan gösterebilseydim keşke. Keşke düşüncelerimi gözlerinizle görebilseydiniz. Galiba görmek düşünmekten daha güçlü burada.

 

Aklın küf tuttuğu başlarda sorgulama yetisi ölmüş demektir. Bu aklın hiç uyanamadığı zamanlarda yaşıyoruz. Gün erken vakitlerinde yaşayıp akşam erken vakitlerinde ölen varlıklarız. Gün yeniden başlamak üzere. Yalnız gün bizde biraz erken başlar. Horozun bile uyanmadığı, kuşların bile ötmediği anda uyanık oluruz. Olduğumuz yerin en yüksek noktasında bir balkon var. Bu balkon bütün evleri hatta odaları görmektedir. Yüce emredicimiz her gün çıkar oraya ve bize kendisi için çalışmamızı emreder. E tabi buranın da yasaları var. İyi kurulmuş tuzaklarda kendimiz için olduğunu düşündüğümüz yasalarımız var. Mesela benim tembellik etmem sadece beni ilgilendirmiyor. Tembelliğimin bir de cezası vardı. Ara ara çalışsam da tembelliğimin karşılığını aç bırakılarak veya hapishaneye atılarak alıyorum. Bu cezalar da caydırıcı olmazsa beni yaşam alanlarının dışına atıyorlar. Galiba tembelliğimin son aşamasına gelmiştim. Kendimi buna hazırlamıştım. Dışarıya, uzaklara atılma vakti gelmişti. Beni endişelendiren bu olmadı. Asıl endişem yüce emrediciye buradakilerin köle olarak çalışmaya devam etmesiydi. Kendime söz vermiştim sonunda ölüm de olsa buradakilerin bu kölelikten azat etmelerini sağlayacaktım. Ancak bunu nasıl başarabilirdim? Düşünceye sarmalından uyandığımda etrafımda dört kişinin olduğunu fark ettim. Yüzlerinde neşe ile öfkenin karışımından ortaya çıkan çirkin bir ifade vardı. Galiba ne için geldiklerini biliyordum. İtiraz etmeden öne geçip yürümeye başladım. Alabilecek eşyalarımı almam için biraz mühlet tanıdılar. Beni bekleyenlerden birisi de çocukluk arkadaşımdı. Aramız çok iyiydi. Aslında sadece iyiydi. Aradan geçen zaman aramızdaki sıcaklık azalmış ve nihayetinde yabancılaşmıştık. İçlerde bir yerde hala bana ait bir şeyler olduğunu hissediyordum.

 

Yüce emrediciye övgüler dizilen bu yerin yaşam alanım için uygun olmadığını biliyordum. Aslında kovulmam da benim için iyi bir sonuçtu. Söylediklerimin boş söz olduğuna kanaat getiren annem ve babamda gidişime sevinmiş gibiydiler. Doğaya ters olan bu durum karşısında yapabileceğim hiçbir şey yoktu. Sonuç her güne yayılan muallaklıktan iyiydi nihayetinde.  Çalışma cehenneminden çıkmadan önce kafamı kaldırdım ve yüce emrediciyi gördüm. Gözlerindeki memnuniyeti o kadar iyi yansıtmıştı ki, işte tam da gözleriyle konuşan birine rastlamıştım ilk defa. Kulak, göz ve dil hayatın en verimli organları olmalıydılar benim için. Ancak bana sadece dil ve kulak düşmüştü. Galiba bildiğim her şeyi söylediğim için acı çekiyordum.  Çalışma cehenneminden çıkmak üzereydim. Biraz uzaklaştıktan sonra dönüp geriye baktığımda gördüğüm tek şey hiçbir şeydi.  Bu içime dokunmuştu. İçimde derinlerde bir yerde bir şeyi hareketlendirmişti. O an karar verdim. Kendi yaşam alanımı kuracaktım. Yüce emredicinin olmadığı bir yaşam alanı. Kuralların ve baskıların olmadığı bir yaşam alanı.

 

İyice kaybolan eski yaşam alanımın uzağında yeşilliklerin ve güneşin bonkörce dağıtıldığı bir yere rast geldim. İşte benim yeni yaşam alanım. Hemen eşyalarımı bir tarafa bıraktım. Etrafa biraz bakındıktan sonra bir ev yapmaya karar verdim. Günlerce çalıştım. Sabahın karıştığı gecelerde uykusuz halimle taşıdığım yorgunluğumla çalıştım. Nihayetinde 7 günün sonunda yaşam alanımı kurmuştum. Bu benim tembelliğimin bitişi ve çalışma hayatımın ilk eseriydi. Oldukça sağlam ve güzel olan yaşam alanımda artık yaşayabilirdim. Tembelliğim kanıksanmış bir hal olmadığını ilk gören kişi beni en son eski yaşam alanından uzaklaştıran çocukluk arkadaşım oldu. Şaşkınlıkla karışık kıskanmanın okunduğu yüz ifadesiyle usulca yanıma yaklaştı. Üzerinden eski halini atarak ‘’ bunu nasıl yaptın. Oysaki sen tembel biriydin’’ dedi. Gel bir şeyler ikram edeyim sana ve nasıl yaptığımı anlatayım. Tembelliğimin fiziksel bir isteksizliğin olmadığını, asıl meselenin gün boyunca köle gibi çalışıp gece de ahır gibi yerlerde yaşamanın olduğunu ve nihayetinde emeklerinin karşılığını alamadığımızı, emeklerimizle zenginliğine zenginlik katan yüze emredicinin eski yaşam alanının en büyük sorunu olduğunu anlattım. Kulakları ilk defa bu denli farklı şeyleri işiten çocukluk arkadaşımın biran sendelediğini fark ederek, isterse yanımda kalabileceğini söyledim.  Bu teklif kendisine her ne kadarda cazip gelse de böyle bir şey yapıp yapmayacağından emin olamadı.

Gitme vakti gelmişti. Gitti arkadaşım, giderken sıklıkla ardına baktı. Haklı olduğumu biliyordu ancak içindeki her neyse ona karşı koyamıyordu. Günlerin tükettiği bir vakitte ileri de tekrar beliren arkadaşımın yanımda birkaç kişi daha vardı. İçime bir korku oturdu. Acaba buradan rahatsız olup yaşam alanımı yıkmaya mı geldiler. Şayet öyleyse bu pek iyi bir şey olmayacaktı benim için. Biraz daha yaklaşmışlardı. Onlar yaklaştıkça ben küçülüyordum. Ufalıp kaybolmaktan korktum biran. Sözlerine öfke ve şiddeti barındırmayan bir hitapla bana seslenen çocukluk arkadaşımı ilk başlarda düşünce sarmalından ötürü duyamazsam da ikinci seslenişinde algıladım. Yanımda kalıp kalamayacaklarını soruyorlardı bana. Bu beni ziyadesiyle mutlu etmişti. Davama hak payı biçmişlerdi. Yanımda olmak yaşam alanıma nefes vermeye gelmişlerdi. Bu olanlar oldukça güzel şeylerdi. Bizler çoğaldıkça yüce emredici yok olmaya başlayacaktı. Gün geçtikçe çoğalıyorduk. Duruma geç uyanan Yüce emredici, artık kendisini besleyen birilerinin olmayışı fikrinden çok korktu ve yaşam alanıma saldırmaya karar verdi. Dostlarımın yardımıyla saldırı olmadan önce eski yaşam alanına gitmiş ve yeni yaşam alanında sahip olunacak hakları sıralamış hiç kimsenin kimseden üstün olmadığı her şeyin eşit paylaşıldı ve nihayetinde emredicinin olmadığı bir alan olduğunu söylemiştim. Daha sonra hızlıca oradan uzaklaştım. Sabah savunma için hazırlıklar yaparken. Eski yaşam alanından gelen büyük bir kalabalığı gördüm. Ellerinde silahları ancak saldıracak gibi değillerdi. Yaklaştılar ve buranın daha da büyütülmesi gerektiğini ifade ettiler. Artık yüce emredici haricinde herkes buradaydı. Emek ve yaşam ortaklığı üzerine inşa edilen yeni yaşam alanında herkes mutluydu. Yine merak ettiğim bir şey vardı. Yüce emrediciye ne oldu. Bunu öğrenmek için eski yaşam alanına gittiğimizde ne yazık ki ölmüş olduğunu gördüm. Peki ölen sadece yüce emredici miydi? Sanırım eski ve kötü olan her şey ölmüştü. Eski klandan ayrılıp yeni klana doğru yol aldık.  Biraz sonra vardığımız yeni klanımızda çalışan karınca dostlarıma selam verip, emeği omuzladım.

YORUM YAP

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.