Görün, duyun, bilin diye YAZIYOR!

…”Bir bahar yorulmaz bir de atlar…” – Çeliğin Güncesi 2

..."Bir bahar yorulmaz bir de atlar..."

Vaiz Adıgüzel-

…”Bir bahar yorulmaz bir de atlar…”

Aklından bu cümle geçiyordu patikadan, mis gibi taze ot kokuları arasından geçerken. Terli terli soluyan bir kısrağın burun deliklerinden çıkan buhar gibi bir sıcaklık yükseliyordu topraktan göğe doğru. “Belki bir yılkıya rastlarım” umuduyla dağların ortasında bir tepsi gibi duran geniş, yeşilin her tonuyla bezeli ovaya baktı. Bir çoban ve sürüsünden,bir de yaylaya taşınan göçerlerden başka bir hareketlilik yoktu.

Kulağına gelen ince su şırıltısı ona susadığını hatırlattı. Sesin geldiği yöne doğru hızlandırdı adımlarını. Birden, su sesine karışan insan seslerini fark etti. Hemen önünde duran kayanın ardına pusulandı. Yemek yiyor sohbet ediyorlardı. Bir süre onları izledi. Gitmelerini beklemekten başka çare görünmüyordu. Geri de dönemezdi. Beklerken yorgunluktan göz kapakları ağırlaşmış uyudu uyuyacaktı ki tam ensesinde bir soğukluk hissetti. Bir namlu….

Esmesin yaylanın yeli,
Solmasın kuzumun teli,
Dağlara bir yavru saldım,
Değmesin namerdin eli….

Dizleri üstünde, elleri bağlı, ardıç ağacının gölgesinde, yırtılan gömleğinden içeri dolan bahar yelinin ürpertisiyle başını kaldırdı, baktı. Ovaya göz gezdirdi telaşlı ve acele… “Hani ne olurdu şimdi görebilseydim” diye fısıldadı tüm umudunu yele vererek.

Soğuk çelik ensesinde, tetik gerilmiş ve yol bitmişti işte.

Yiğidimin atı kırdır,
Ömrü taze filizli bir daldır,
Amana gel kanlı zalim,
Anası sevdiği vardır.

Düşen tetikten vadilerin arasında yankılanıp ovaya yayılan sesle dağıldı sürü, donakaldı çoban, durdu göçerler…

Kızıltaş gediğinden bir toz bulutu ovaya doğru şimşek gibi ilerledi. Önde, yelelerini rüzgarda savura savura dört nala bir kızıl kısrak,arkasında her renkten aygırlar, kısraklar rahvan, başları dik ovayı yararcasına ilerliyordu.

Ensesinden kızıl kan, baharı yorarcasına usul usul akıp süzüldü, çiğdemler, sümbüller arasından. Göğü yırtan kişneme ve toprağı döven toynak sesleri doldu kulağına. Gülümsedi…

Yılkı ovayı aştı gitti. Bu diyarı bir an evvel terk etmek istercesine. Son nefesinden önce “Bahar yorulmaz, bir de atlar” diye mırıldandı.

O düştü, göçer göçtü, çoban sustu yılkı uçtu.

Zulüm, bahardan sonra kış gibidir. Soğuk, verimsiz, acı ve en nihayetinde gerçek….

Bunları da beğenebilirsin

YORUM YAP

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.