Görün, duyun, bilin diye YAZIYOR!

Zoztanyalı Beş Kadın

Nazif Çiftçi-

Kali ormanın içerisinde dikkatli adımlarla ilerlerken takip edilmediğine emin olduktan sonra girişini dikkat çekmemek için çalılarla kapattıkları yeraltı tünelinin kapısından içeri girdi. Rivebna ve Parşe dışındaki arkadaşları içeride onu beklemekteydiler. Delula arkadaşının geldiğini görünce üzerine oturduğu kütükten kalkmadan ve elindeki elmayı soymayı bırakmadan “Hoş geldin Kali,” dedi. Bu esnada sırtını tünelin duvarına dayayan ve önündeki mantar sepetine bakıp düşünmekte olan Bulmi dışarıdan gelen arkadaşına doğru iki adım atıp sarıldıktan sonra “Hoş geldin deli kız,” deyip gülümsedi. Bunun üzerine Kali arkadaşlarını selamladı ve “Sevgili kralımızın yeni buyruğunu duydunuz mu güzel kardeşlerim?,” dedi. Bu cümleden sonra biraz alaycı bir tavırla “Ne o, yoksa yine ödül mü koydu başımıza?,” diye atıldı Bulmi. “Hayır. Özel kelle avcıları yetmiyormuş gibi bundan sonra bizimle ilgili verilen her bilgi için ya da bizi ele geçirmeye yönelik her eylem için askeri birliklerine yardımcı olacak bütün Zoztanya vatandaşlarını ödüllendireceğini duyurmuş,” dedi Kali. “Ciddi misin?,” diye söze girdi endişeli bir şekilde Delula. Endişelenmekte haklıydı. Nedeni ise zaten zayıf olan toplum ilişkilerinin ve güvensizlik duygusunun bu yeni buyruk ile daha fazla derinleşeceğine dair inancıydı. En nihayetinde Kral Çalukya’nın yaptığı bunca haksızlık ve zulme karşı insanların birlik olmaması, birbirlerinden nefret etmesi için Zoztanya’dan SEVGİ kelimesini alıp zindana tıkması, bu sayade insanların birincil ilişkiler kurdukları kişiler dışındaki herkesle asgari düzeyde ilişkilere girmesinin yolunu açmış bulunuyordu. Tamı tamına beş yıl olmuştu SEVGİ kelimesinin tutsak edilişi. Kral Çalukya ne zamanki elindeki gücü zevk u sefası için kullanmaya başladı, ne zamanki ağır vergiler koyup halkı sefaletten kırıp geçti, ne zamanki hakkı haksızdan ayırmak yerine kendine yaltaklananların safına geçti, ne zamanki zenginin, tüccarın sırtını sıvazladı, ne zamanki suçsuzları zindana attı, haksız yere kellelerini vurdurdu işte o zaman Zoztanyalı halk bu olup bitene dur demeye başlamıştı. Elbette ki zalim kral halkın bu küstah (kendi düşüncesiyle küstah tabi) davranışını cezalandırmakta gecikmedi. Bu halk refleksi onu çılgına döndürmüştü. Hiç şüphesiz bu çılgınlık düzeyinde hatırı sayılır bir korku da yok değildi. Hemen etrafına içerisinde bir kahinin de olduğu bilgin yardakçılarını toplattı. Hepsi akla hayale gelmedik fikirler sundular efendilerine. Kimisi krallarına karşı gelenlerin derilerini yüzmekten dem vurdu ibreti alem için, kimisi işsiz güçsüz koyalım hadsizleri o zaman mecalleri kalmaz direnmeye diye akıl fukaralığı yaptı. Kimisi ise önde gelenlerini zindanlarda çürütelim diye beyin sınırlarını zorladı. Oysa ki Çalukya bütün bunları daha önce defalarca yapmasına rağmen bu iflah olmaz gözü dönmüş cahil sürüsü (yine kendi fikri sevgili kralımızın) kat kat artan bir öfkeyle karşısına dikiliyordu. Çalukya öfkeli bir şekilde etrafındakilere bağırarak “Sizlere çuval dolusu altın veriyorum siz ise karşılığında bu işe yaramaz fikirleri sunuyorsunuz bana. Çabuk kaybolun gözlerimin önünden,” demiş. Ardından kahin ” Sakin olun efendimiz. Bilirsiniz ki insanlar birbirlerine SEVGİ ve NEFRET gibi iki duygu haliyle çatışır ya da sevişirler. Bunun dışında şunu da bilmemiz gerekiyor efendimiz bu iki duygu halinin cismani olduğu. Eğer biz SEVGİ kelimesini Zostanya’dan alıp bir yere tıkarsak, tıkarsak diyorum çünkü öldüremiyoruz daha doğrusu ölümsüzdür efendimiz bu kelime. işte o zaman Zoztanya’nın güzelim semaları NEFRET kelimesine kalır ve böylelikle bu insanlar birbirlerini sevmeyi bırakın bir araya dahi toplanıp size karşı en ufak bir davranış sergileyemezler. Hatta en ufak farklılıklarını bahane edip birbirleriyle çatışıp dururlar, bunun için sizden tek istediğim sarayınızın üzerine bir kafes yaptırmanız. Gerisini ben hallederim. Bildiğim çok güçlü bir büyü var şu insana görünmez SEVGİ kelimesini oyuna getirmek için,” der ve sözlerine son verir. Ne yazık ki kahin haklı çıkmış her şey planladıkları gibi olmuştu. SEVGİ’yi önce kafese ardından zindana atmışlardı. Artık Zoztanya’nın mavi semalarında özgürce uçan bir SEVGİ yoktu. O günden sonra halk olup biten hiçbir şey için burunlarından kıl aldırmamışlardı. Tek düşündükleri birincil ilişkileri olan insanların hayat güvenliğiydi. Bu duyarsızsızlaşma hastalığının farkına varmışlardı aslında ama bunun nedenini soracak ya da araştıracak cesareti kendinde bulamamıştı kimse. Bu durum Çalukya’yı iyice zıvanadan çıkarmış gittikçe daha çok keyfi kararlar almaya başlamıştı. Elbette ki bu böyle devam etmeyecekti. Kral Çalukya’nın zevk ve safası, halkın ise bu vurdumduymaz hastalığı böyle sürüp giderken bir gün dere kenarına çamaşırlarını yıkamak için inen Bulmi’ye Çalukya’nın askerlerinden biri tecavüz etmek için saldırır. Bu esnada aynı iş için dere kenarında olan Delula tanımadığı bu kadını yerde canhıraş bir şekilde askerle boğuştuğunu görünce dayanamayıp askere arkadan yanaşıp elindeki sopayla arka arkaya iki defa kafasına vurup bayıltmıştır. Bu durum karşısında iki kadın da şaşkına döner çünkü bu olağan dışı bir şeydir. Yani ortada herhangi bir sevgi belirtisi olmadan Delula’yı bu davranışa iten şey neydi? Zira şimdiye kadar kimse kimsenin başına ne geldiyse umursamamıştı. İşte tam o anda ikisi bir şey keşfettiler. Artık kim olduğumuzu bilmeden, hiçbir bağımız olmadan birbirimize herhangi bir konuda yardımcı olabilirdik diye düşündüler ve bu konuda haklıydılar. Hatta birlikte bir amaç için hareket edebileceklerini de farketmişlerdi. Bu müthiş bir şeydi ve her şey böyle başlamıştı. O günden sonra Delula ve Bulmi kendileri gibi bu duygu durumunun gerçekleşebileceği kimseleri bulmaya çabaladılar. İkisinin de çabaları sonuç bulmuş, kendileri gibi Rivebna, Parşe ve Kali’yi bulmuşlardı. Bu beş Zoztanyalı kadın ülkelerinin içerisine düştüğü durumu yaşlı kör bir balıkçıdan öğrenmişlerdi. Kör balıkçı Kral Çalukya ve kahinin yaptıklarını bir bir anlattıktan sonra kayıplara karışmıştı. İşte o günden bu yana Delula ve arkadaşları SEVGİ’yi kurtarmak için hem kendilerini eğitmeye hem de halkı bilinçlendirmeye başlamışlardı. Bu çalışmalarının üzerinden beş koca yıl geçmişti. Artık hazırlardı. Saraya girip SEVGİ’yi kurtaracaklardı. Ne pahasına olursa olsun SEVGİ tekrar Zoztanya semalarında özgürce dolaşacaktı. Her şeyi planlamışlardı. Bugün sabah erkenden toplanmış olmalarının nedeni de yapacaklarını son kez gözden geçirmek içindi. Bu gece ne olacaksa olmalıydı. Hele ki Çalukya’nın bu yeni buyruğundan sonra kaybedecek vakitleri yoktu. Bu buyruk tüm halkı Delula ve arkadaşlarına düşman edebilirdi.

Delula’nın bu endişeleri yerini Rivebna ve Parşe’nin geç gelişine bıraktığı anda ikisi de tünelden içeri girdiler. “Geç kaldığımız için özür dilerim arkadaşlar. Biliyorsunuz eşim Kral Çalukya’nın başkumandanı olduğu için akşam yapılacak şenliğin hazırlıklarına yardım etmemiz gerekti,” dedi Rivebna. Parşe de hanımının söylediklerini tastik edercesine içerdekileri selamladı. Ardından hiç vakit kaybetmeden daire oluşturacak şekide çömeldiler. Delula söz alarak “ Evet arkadaşlar bu zamana kadar çok şey öğrendik. Özellikle bizim için en önemli olan kılıç kullanma ve ok atmayı en az erkekler kadar iyi öğrendik. Sadece erkeklerin savaştığı bir toplumda bizler için büyük bir başarı. Her ne ise Çalukya’ya karşı küçük de olsa yaptığımız ayaklanmalar insanlar arasında birlik olmadığı için başarısız oldu. Sevgisizlik kolumuzu kanadımızı kırdı. Çalukya bu durumu kullanıp insanları birbirine daha çok düşmanlaştırmak için ellerinden geleni yaptı. Şimdi yapmamız gerek tek şey SEVGİ’yi özgürleştirmek. Beni anlıyorsunuz değil mi? Biz üzerimize düşeni yaptıktan sonra şenlik alanında bulunan ve tembihlediğimiz kişiler halkı kendine getirip Çalukya’yı alaşağı edecekler.” Kali araya girip “Dikkat çekmememiz için buradan ayrılır ayrılmaz normal hayat akışımıza devam edeceğiz. Bulmi, sen mantar sepetini alıp mantarlarını toplamaya gideceksin. Rivebna ve Parşe şenlik için yardım işerine tekrar döneceksiniz. Ben de eşimin ve oğlumun avdan dönmesini bekleyeceğim. Delula da yaşlı annesinin yanına dönecek. Herkes anladıysa dağılabiliriz.” Delula “Durun,” dedi. Ardından arkadaşları gelmeden soymuş olduğu elmayı beşe bölüp hepsine dağıttı. “ Şimdi gidebiliriz,” dedi.

Rivebna ve Parşe şenlik alanına doğru ilerlerken “Hanım efendi SEVGİ’nin kilitli olduğu zindan anahtarının yerini öğrenebildiniz mi kocanızdan,” dedi Parşe. “Bunun için müstakbel kocamla daha uzun süre sevişmem gerekmiş olsa da öğrendim. Ayrıca sana kaç defa bana efendim dememen gerektiğini söyledim. Biz dostuz, anladın mı?” “ Anladım efendim,” diye yanıtladı Parşe.

Vakit gelmiş, herkes Kral Çalukya’ya hediyelerini sunmak ve onu eğlendirmek için alana toplanmıştı. Kral hazırlanan görkemli tahtına kurulmuş hediyelerini alırken Rivebna arkadaşlarını gizli bir geçitten sarayın içine almıştı. SEVGİ’nin tutsak edildiği zındana doğru sessizce ilerlerken askerler tarafından farkedilmişerdi. Sessizlik yerini kılıç seslerine bırakmıştı. Kısa sürede saraydaki diğer askerler de durtumdan haberdar oldular. Çarpıştıkları alanın dar olması Delula ve arkadaşlarının işine yarıyordu çünkü az sayıda asker içeriye sızabiliyordu. Delula, Rivebna’nın olduğu yöne “ Anahtarlar Rivebna anahtarlar,” diye bağırdı. Rivebna sesin geldiği yöne anahtarları hiç duraksamadan fırlattı. Kali, Parşe, Bulmi ise Delula’nın bulunduğu tarafa geçip bir set oluşturdular. Bundan istifade edip olanca hızıyla zindan kapısına koşup kilidi açmaya başladı Delula. Kapı açılır açılmaz bir ok sırtından girip göğsünden çıkmıştı Delula’nın. Son bir hamleyle kapıyı iyice itip SEVGİ’nin bembeyaz kanatlarıyla göz göze geldi. Ardından dizleri üzerine çöktü. SEVGİ yanından geçerken kanatlarını Delula’nın sözünden sözdü ve parlak bir ışık saçarak hızlıca herkesin üzerinden uçup kendini Zoztanya’nın mavi göklerinde buldu. Bu esna da bütün askerler bir büyünün etkisinden kurtulmuşçasına ellerindeki kılıçları yere bıraktılar. Delula’nın arkadaşları yanına koşup yere yığılı bedenini kucaklayıp gözyaşı dökmeye başladılar. Delula hepsinin ellerini sol göğsünde üst üste koyup onlara gülümsedi. Ardından bir daha açılmamak üzere gözlerini yumdu.

Zoztanyalı halk SEVGİ’nin tekrar gökyüzünde özgürce dolaşmasından nasiplenmiş körleşmiş biliçlerini yenilemişlerdi. Bu bilinç yenileşmesini yaşarlarken arada Kral Çalukya’nı tahtından alaşağı etmeyi ihmal etmemişlerdi.

Bunları da beğenebilirsin

YORUM YAP

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.