Görün, duyun, bilin diye YAZIYOR!

Hap Dediğin Bol Suyla Yutulur

Sanki gökyüzünden inen hap birinci kadının diline geldi bir kelebek gibi kondu. İkincisinin uzattığı koca sürahiyle boğazından midesine öyle bir indi ki, kimse fark etmedi bile. Birinci kadın “haklısın sanırım ondan”. Etkili hap diye buna derim işte.

Güneş Kara

Ben çocukken çok hastalanırdım. Hiç unutmuyorum bir keresinde okulda sağlık konulu bir anket yapılıyordu. Anketi anne babamız yapsın diye verdiler, eve götürdük. Annemin okuma yazması olmadığından babam soruları yüksek sesle okuyup sonra cevaplıyordu. Sorunun birini önce içinden okuyup güldü sonra da bize okudu. “Çocuğunuz ne sıklıkta doktora gider” diyordu soru. Babam da “en kolay soru buymuş” deyip “her ay en az bir kere doktordayız” diye gülmeyle kızma arası bir sesle cevapladı. Kızmakta da haklı adam, işçi maaşıyla beş çocuk büyütüyordu ve biz hep parasızdık. Evet her ay en az bir kez doktora götürüyorlardı beni. O kadar çok hastalanıyordum. Hatta bebekliğimde akrabalar benim için “bu çocuk fazla yaşamaz, ölür” derlermiş. Yani doktor tavsiyelerini ve ilaç tariflerini iyi bilirim.

“Hapları bol suyla yutacaksın”. Aklımda en çok yer eden tarif bu oldu. Sanki mideni kandırır gibi suyun içine saklayıp yutacaksın hapı. Sen hapı yuttuğunu bileceksin ama miden anlamayacak. Mesela doktor iğne verse böyle bir kandırmaca şansın yok. Hemşire iğneyi batırdığı anda canın yanıyor. Ya da şurup verdi diyelim. O şurubun tadı diline değdiği anda yüzün ekşiyor. Ama hap öyle değil ki. Hele de o hap bol suyla yutulmuşsa. Yuttuğunu fark etmezsin bile. Bile isteye kandırırsın kendini. Sonra yavaş yavaş etkisi yayılır bedenine. Ağrı kesici ise, hafif hafif rahatlamaya başlarsın. Ateş düşürücü ise, titremelerinin azaldığından bilirsin hapın etkisini. İşte o yüzden hapları masal kahramanlarının sihirli değneklerine benzetiyorum. Hokus pokus deyip yoku var, varı yok eden bir değnek. Zaten o değneğin ucundaki yıldıza benzesin diye hapların üzerine değişik şekiller yapmışlar.

Hap deyip geçmemek lazım. Üzerine sürüsüyle deyim üretmişiz biz bu hapların. “Hapı yutmak”, “hap gibi yutmak” mesela. “Hapur hupur yemek” de haptan mı geliyor bilmiyorum ama geliyorsa da şaşırmam.

Düşünsene sevgilinden ayrılmışsın, acın tırnaklarını söküyor. Biri gelip diyor ki “çivi çiviyi söker”. Vay be ben neden bunu düşünemedim deyip kendini bırakıyorsun gecelere. Ama bu hapı bol suyla yutmak gerek. Eğer az suyla yutarsan geceyi yabancı birinin boynunda bağıra bağıra ağlayarak bitirme ihtimalin var. Bol suyla yutacaksın ki boğazına takılmasın, acını katlamasın.

Diyelim evlisin. Kocan da biraz ‘maço’. Bir gün arkadaşlarınla sohbetin tadına doyamazken saati unutup akşam eve geç geldin. O ‘maço’ kocan da bastı tokadı. Her erkek biraz maçodur ya, ondan. Bir de merak etmiş, kıskanmış falan. Gece uyuyamıyorsun, boğazına bir şey takılmış, sanki düğüm düğüm bir şey tıkamış da nefes alamıyorsun gibi. Ertesi gün üzgün, kırgın, kızgın bir şekilde arkadaşına anlatıyorsun bunu. Bir anda havada beliren sihirli değnek arkadaşının ağzından konuşuyor; ”kızım o kadar takma kafana, adam ne yapsın seni seviyor. Hem kocandır, sever de döver de”. Hah işte, meğerse sen hapı az suyla yutmaya kalkmışsın. Bak bir iki bardak suyla içince nasıl rahatça kayıp gidiyor. Nereye gitti boğazındaki düğüm? Suyla akıp gitti, midende eriyecek. Bir dahaki sefere farkına bile varamayacaksın. Merak etme bir dahaki sefer mutlaka olacak. Ama sen hap yutmaya alışmış olacaksın. Rahat ol yani.

Geçen gün metrobüsteyim. Nereye gittiğimi hatırlamıyorum. Arkamda iki kadının konuştuğunu duydum. Her zamanki gibi onlarca insan birbirimize yapışık yolculuk ettiğimiz için ister istemez dinliyorum konuşulanları. Fena mı hem vakit geçiyor. Birinci kadın ikincisine diyor ki “biliyor musun yeni öğrendim, ben Metin’den daha az maaş alıyormuşum”. İkincisi “sen yenisin ya belki ondandır” diyor. İlki ısrarla “yok ondan değil, biz neredeyse aynı zamanda işe girdik”. İkincisi “mühendislik biraz erkek işi ya belki ondan öyle veriyorlardır”. Birden metrobüste bir aydınlanma, bir rahatlama, bir kafada yıldızların uçuşma hali. Sihirli değnek dokunuverdi trafiğe, biz nazlı nazlı süzülüyoruz yollarda. Sanki gökyüzünden inen hap birinci kadının diline geldi bir kelebek gibi kondu. İkincisinin uzattığı koca sürahiyle boğazından midesine öyle bir indi ki, kimse fark etmedi bile. Birinci kadın “haklısın sanırım ondan”. Etkili hap diye buna derim işte.

Gazetede bir haber okumuştum. Gazete dediysem öyle bayiden alınan kocaman kâğıtları kast etmiyorum, internet sitesinden bahsediyorum. İlaç bağımlılığı kadınlarda çok yüksekmiş. Şeker gibi hap yutuyormuşuz. Düşündüm hak verdim. Sabah kalk kahvaltı hazırlamadan bir hap yut, giyinirken başka hap, yolda yürürken alacağın hapı unutma. Sonra, işte telefona bakarken ayrı, müdürle konuşurken ayrı, mesai arkadaşlarınla sigara içerken ayrı hap yutmalısın. Otobüste yanına bir erkek oturduğunda yutacağın hapın tadı aklında olmalı. Koşturarak eve gelirken ne yemek yapacağım hapını mutlaka yutmalısın. Ama en keskin hap yatakta yutulanlardır. Onların rengi, biçimi, tadı o kadar farklı ki üzerine destan yazılır neredeyse. Ama ayrıntılarına girmeyeceğim, çünkü o konuda konuşulmaz hapının etkisindeyim şu an.

Velhasıl hapı yutmak önemli ama nasıl yuttuğun daha önemli. Bol suyla yutacaksın. Maazallah sadece bir yudum suyla yutmaya kalkarsan ya da yutuyormuş gibi yapıp dilinin altına saklarsan fena. O hap gelir boğazına takılır, ne ileri gider ne geri. Kusmaktan başka çaren kalmaz. Sonra bütün düzen bozulur. Aman ha sakın yapmayın.

Hadi şimdi bütün kadınlar çiçek olsun ve ellerine verilen hapları şeker diye yutsunlar. Ama unutmayın hap dediğin bol suyla yutulur ki takılmasın.

Bunları da beğenebilirsin

YORUM YAP

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.