Görün, duyun, bilin diye YAZIYOR!

2013’te kurulan Ahura Ritim Topluluğu: O zaman barışı söylemekteki rahatlık bugün yok

Türkiye’de “Barış Süreci” nin yaşandığı 2013 yılında müzik serüvenine başlayan Ahura Ritim Topluluğu ile dünden bugüne Ahura’yı konuştuk. Ahura’nın şefi ve kurucusu Sami Hosseini “O zaman barışı söylemekteki rahatlık bugün yok” diyor.

 

Zülal Koçer / Bengisu Kömürcü

 

Türkiye’de “Barış Süreci” nin yaşandığı 2013 yılında müzik serüvenine başlayan Ahura Ritim Topluluğu ile dünden bugüne Ahura’yı konuştuk. Ahura’nın şefi ve kurucusu Sami Hosseini “O zaman barışı söylemekteki rahatlık bugün yok” diyor.

Geçtiğimiz haftalarda İstanbul’da Renkler Kültür Sanat Merkezi organizasyonu ile bir konser gerçekleştiren Ahura Ritim Topluluğu ile grubun yola çıkma serüvenini, çalışmalarını konuştuk.

İzmir’de def sanatçısı Sami Hosseini öncülüğünde 2013 yılında kurulan Ahura Ritim Topluluğu şimdiye dek Türkiye’nin çeşitli şehirlerinde pek çok konserle, hem sahnelerde, hem sokaklarda yaptığı performanslarla binlerce kişilik takipçi kitlesine ulaştı. “Barışa Ritim Tut” sloganıyla çalışmalarını sürdüren Ahura 2013 yılında, yani ülkede “Barış Süreci”nin olduğu bir dönemde kuruldu ve hâlâ aynı ritimle devam ediyor.

Ahura’nın yola çıkış öyküsünü şöyle anlatıyor Hosseini; “Bu, aslında benim İran’da hayalini kurduğum bir projeydi. Orada olmadı, İzmir’e geldim. İzmir’de ilk öğrencilerimle çalışmalara başladım. Sonrasında arkadaşlarla bu topluluğu kurduk.” İlk olarak kendisinden ders alan öğrencilerle çalışmalara başladığını aktaran Hosseini, daha sonrasında grubun diğer üyeleri ile yollarının kesiştiğini ve böylelikle Ahura Ritim Topluluğu’nun da müzikal serüveninin başladığını söylüyor.

‘Ritime hep bir ilgim vardı’

Grubun vokalistlerinden Özlem Olcay da Ahura ile buluşma öyküsünü şu sözlerle anlatıyor; “Benim ritime bir ilgim vardı. O dönemde sokaklarda sürekli duyduğum bir ritim vardı, ellerinde deflerle bir çok insanla karşılaşıyordum sokakta. Ritim üzerine nereden, kimden ders alsam diye düşünürken karşıma Sami Hocanın adı çıktı. Ritme olan ilgim Sami Hocaya götürdü beni aslında. Def dersleri alırken, orada Ahura’nın da serüveni başlamış oldu.”

‘Burada bir ruh olduğunu gördüm’

Olcay kendisini grupta olmaya iten tek sebebin ritme ve defe olan ilgisi olmadığını, aynı zamanda diğer müzisyenlerle yakalamış olduğu enerjinin de etkili olduğunu belirterek “Ben onlarla tanıştığımda burada bir ruh olduğunu gördüm. O kolektif ruh dediğimiz şey vardı. Farklı düşünüp ancak ortaklaşan, emek veren insanların verdiği bir enerji. Bir çok şeye inancını yitirmişken böyle bir birlikteliğe denk gelmek beni çok mutlu etti” diye tarifliyor grupla kurduğu bağı.

Olcay, grubu bir arada tutan tek şeyin müzik yapmanın olmadığını ifade ediyor ve “Bizi bir arada tutan bu bağ. Yani def, müzik bir sembol oldu aslında” diyor.

‘Defi daha önce hiç böyle dinlememiştim, etkilenmiştim’

Bir diğer vokalist de Şevin Tepe. Tepe’nin Ahura ile karşılaşma hikayesine kulak veriyoruz bu sefer de. “Ahura benim hayatımı değiştirdi” diye aynı zamanda mizahi bir ifade ile sözlerine başlayan Tepe’nin müzikle bir mola sürecinde olan bağı Ahura ile tekrar hayat buluyor. Sami Hosseini’nin İzmir’deki ilk yılında öğrencilerinden kurduğu grubun konserine denk geldiğini ve ilk rastlaşmalarının burada olduğunu ifade eden Tepe; “Konserleri vardı, yeniydiler, ancak o yeni halleri bile beni etkilemişti. Çünkü Defi toplu bir arada dinlememiştim daha önce. Bir grubun arkasında dinlediğim bir enstrümandı daha çok. Bu beni etkilemişti. Ardından da Sami Hocayla konuştum” diye başlama hikayesini anlatıyor. Ahura ile karşılaşması, ona hali hazırda çalıştığı işini bırakma kararı aldırmış ancak sadece bu da değil; “Bir çok grupta yer aldım ama uzun sürmedi onlar, bu frekansı hiç birinde tutturmadım. Sadece müzik değil yani, bir araya geldiğinde bir şeyler paylaşabilmek, o aurayı tutturabilmek çok önemli” diye Ahura ile tanışmanın ve devam etmenin kendisine iyi geldiğini anlatıyor. Araya giren Sami Hosseini şöyle diyor, “Zaman zaman değişse de sabit 11 kişi var grupta, aslında her birinin başka başka hikayesi var. Arkadaşlarım o kolektif ruhtan bahsetti, en çok da sevgi ve saygı ile beslenen o ruh bu grubu ayakta tuttu.”

 

Müzik barışa vesile

2013’te “Barışa Ritim Tut” sloganıyla yola çıkan gruba 2013’te “barış” demekle bugün “Barış” demenin bir farkı olup olmadığını soruyoruz. Hosseini “O dönem barış çok daha ön plandaydı” diyor ve barışa bakış açısına dikkat çekiyor. Hosseini sözlerini şöyle sürdürüyor; “Bir kavga olsun ki barışı hissedebilesin, ya da bir karanlık olsun ki aydınlığı hissedebilesin, ancak bunlar olmadan da barışı hissedebilir ve söyleyebilirsin. Gündem olmadan da barış söylenebilmeli. İnsanın kendi barışı da olmalı. Ancak toplumsal baktığımız zaman o dönem ki barış, kardeşlik, birlikte yaşam isteği başkaydı. Milliyeti, dini, dili sormadan, sokakta enstrümanınla herhangi bir dilde şarkını söylemek de bir barış. O zaman barışı söylemekteki rahatlık bugün yok.” Hosseini şimdilerde pek çok müzik grubunun, sanatçının olduğu gibi kendilerinin de şarkılarını 2013’teki rahatlıkla söyleyemediklerini belirtirken kendi barış tanımını da yapıyor; “Bir insan kendiyle barışı yapabilmeli. Müzik bir vesiledir, sadece müzik de değil, sanatın pek çok alanında barışı dile

getirmek çok güzeldir.”

‘Sanat toplumdan beslenir’

Hosseini baskıcı dönemlerde yaratılan sanat üretimlerine dikkat çekerek İran sinemasını örnek gösteriyor; “ İran sineması o baskıya tersinden bir tepki vermek için bu kadar güçlü filmler yaratıyor” Toplumsal barışın olduğu dönemlerde sanatın daha farklı konularda üretimde bulunduğunu belirten Hosseini’den sözü alan Şevin Tepe “Sanat toplumdan beslenir. Evet sanatı iyi yapmak gerek, sanatı sanat için yapıyorsun fakat toplumdan bağımsız hiçbir şey yapamazsın” diyor.

Özlem Olcay da sanat ve toplum ilişkisine dair fikrini şöyle dile getiriyor “İnsan doğduğu andan itibaren bir mücadele içerisinde, yaşam mücadelesi. Bu mücadele aynı zamanda pek çok travma ile devam ediyor, ya monotonlukla ya da baskı ile. Ve insanlar bu mücadele sürecinde sorunlarla başa çıkarken aslında sanatla bağ kuruyor, işte türküsünü söyler, meyhaneye gider şarkı dinler, tiyatroya, sinemaya gider. Çünkü hayatı katlanılabilir kılan sanattır bence. Yasınla bile ağıt yakarak mücadele edersin.”

‘Dayanışmaya ihtiyaç duyulur, Ahura oradadır’

Ahura’da da kendileri açısından benzer bir süreç işlediğini ifade eden Olcay “Dayanışmadır belki bizim misyonumuz, misal bir kesim bizim dayanışmamıza ihtiyaç duyar Ahura oradadır. Bizim sanatımız bu ise kendimiz gibi çevremizi de sanatla beslemiş oluyoruz” diye anlatıyor.

Hosseini de sanatın bir noktada sanat için olduğunu düşünüyor ve şöyle temellendiriyor düşüncesini; bir doktor kendi işini en iyi yapmalıdır, ya da bir aşçı yemeği. Sanat için de böyle, sanatçı sanatı en iti şekilde yapmalı. eğer sanatını en iyi şekilde yapıyorsan bundan sonra sanatı toplum için var edebilirsin. Şimdi ‘Ben sanatımı ne için kullanabilirim’ dersin, savaş için yapabilirsin müziği, ve ya gidip bir meyhanede zevk için çalıp söylersin ya da ‘hayır ben bir isyanı dile getireyim’ dersin. Ama tüm bunlardan önce sanatını en iyi şekilde yapmalısın.”

‘Ezgi ritme destek olsun istedim’

Grubun temel enstrümanı Def. Aynı zamanda pek nadiren göreceğimiz bir şekilde onlarca def ile performans gerçekleştiriliyor. İster istemez “Neden bu kadar çok def?” sorusu da akla geliyor. Hosseini bu soruya “Ben düşünüyorum da, eğer def olmasaydı misal keman olsaydı enstrümanım o zaman nasıl olurdu? Kesinlikle çok fazla keman olurdu. Davul çalsaydım çok fazla davul olurdu. Ben defi çalmaya başladım ve sevdim. İstedim ki bir ritim kompozisyonu olsun. Ritim ön planda olsun, ezgi ona yardımcı olsun istedim. Tam tersinden bir şey aslında” cevabını veriyor.

Yeniden soluk alan sesler

Ahura Ritim Topluluğu kendisi beste yapan ve seslendiren bir grup değil, var olan eserleri yeniden seslendiren grup bu yeniden seslendirme sürecinde kendileri yeni bir ritim yaratıyor. Hosseini yeniden seslendirdikleri gündeme getirdikleri eserleri seçme kriterlerini de şöyle sıralıyor; “Birincisi içimizin ısınması gerekiyor. Sonra sözleri de önemli, ne anlatıyor bu sözler bunu önemsiyoruz. Bir de seçtiğimiz besteler unutulmaya yüz tutmuş eserler de olabiliyor.”

Alışılmışın biraz dışı

Olcay da bu seçim sürecinde olabildiğince tüm halkların sesine eşlik etme gayesini de taşıdıklarını söylerken, aynı zamanda kendilerini aktarıcı olarak tanımlıyor. Çok dilli, farklı kültürleri de temsil eden bir söylenceye sahip olan grup bu yönde de olumlu tepkiler alıyor. Hosseini çok dilli çalışmaların kendilerine de yeni bir şey öğrettiğini aktarıyor. Hosseini öte yandan samimiyetle, kendilerinin def ile yoğrulmuş ritimlerini beğenmeyen kişilerle de karşılaştıklarını söylüyor.

Ahura’nın alışılmışın ötesindeki ritim performansı, konserlere gidenleri de şaşırtabiliyor. Bir anda yükselen ritim bir anda başka bir duyguya evrilebiliyor, Hosseini bu durumda çoğu kez şaşkınlık yarattıklarını ifade ediyor.

‘Bunu yine yapmalıyız’

Yorucu ve stresli hazırlıklar, çalışmalar grubu yorsa da, günün sonunda “Bunu yine yapmalıyız” diyebiliyorlar çünkü sonuç gayet memnun edici.

Peki Ahura yoluna nasıl devam edecek ya da edecek mi? sorusuna karşılık gülerek “Uzun ince bir yoldayız, bilmiyoruz ne haldeyiz, gidiyoruz gündüz gece” diye karşılık veren Hosseini defi daha fazla tanıtacaklarını, def enstrümanını bir barış sebebi olabileceğini aktaracaklarını söylüyor.

Özlem Olcay ise yine Ahura ile yakaladıkları o kolektif ruhun kendilerini Ahura Ritim Topluluğu ile her koşulda devam ettirecek bir güçte olduğunu vurgularken, Şevin Tepe ise sanat yapmanın da güçleştiği koşullarda geleceğe dair kesin cümleler kurmanın yerinde olmayacağını belirtiyor ve ekliyor; “Biz güzel, kolektif iş yapıyoruz ve elbet de devam etmesinden yanayız.”

Bunları da beğenebilirsin

YORUM YAP

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.