Görün, duyun, bilin diye YAZIYOR!

Beni tavuklar delirtti -2

Nazif Çiftçi

Tam arkasındaydı şimdi. Acaba geldiğini fark etmemiş miydi, yoksa umursamıyor muydu? İyice heyecanlanmıştı. Kulağında çalan müzik kendisini bu heyecana daha da kaptırıyordu. Aniden kulaklıklarını çıkartıp “ Merhaba yanınıza oturmamda sakınca var mı acaba?” diye söze girdi. Hiçbir hareket belirmedi oturmakta olan kadından. “Affedersiniz yanınıza oturabilir miyim?” diye tekrar etti. Kadından tekrar cevap alamayınca beklemeden oturuverdi yanına.

Yanı başına oturan kişiye dönüp baktığında genç kadınla göz göze gelmişti bakkalın deli dediği ve öğretmenin de bakkala tahminleri açısından aynı fikirde olduğu kadın. Genç öğretmen yakından gördüğü yüzdeki burnun ve kapkara gözlerin güzelliğini hayretler içinde seyre dalmıştı. Dün akşam karanlığında fark etmemişti demek ki. Yüzündeki her şey o kadar yerli yerindeydi ki. Küçük ağzını meydana getiren dudakları ve biraz hırpalanmış gibi görünen yanakları Gülşifte Farahani’nin Sabır Taşı filminden fırlamış bir sahne gibiydi.

Bütün bu ilahi güzelliğine rağmen karşısında bir insan yoktu sanki. O kadar soğuk ve yıkık bakıyordu ki bunlar bir insanın bakışları olamazdı. Bakışları artık bir yüzden çok koskoca bir buzulu andırıyordu. Bunu çok net görebiliyordu. Bir ortaçağ aydınlanması gibi berraklaşmıştı buzul bir dağ gibi olan hali. “Peki acaba o ne hissediyordur şimdi benim için?” diye geçirdi içinden genç kadın. Deli kadın yüzünü hemen diplerinde toprağı eşeleyen tavuklara çevirdi yeniden. “ Benim adım Ayşe. Öğretmenim,” diyerek kadının dikkatini çekmeye çalışmış ve başarılı olmuştu. Ayşe öğretmene bakarken kendisini çok içtenlikle dinleyecek bir kadın görüyordu sanki. Ardından “Benim adım Satı. Herkesler bana deli der,” diye cevap vermişti yorgun ve kısık bir sesle. Sonunda konuşabilmişti Satı ile. Sevincini gizlemeye çalıştı. Hayatı boyunca bu merak duygusu yüzünden çok çekmiş ama bir o kadar da çok şey öğrenmiş ve doğru bildiği birçok şeyin yanlış olduğunu da fark edebilmişti. Fark etmekle kalmıyor etrafında cesurca ifade etmekten de çekinmiyordu. Şimdi de çok şey öğreneceğine dair bir his vardı içinde. “ Memnun oldum Satı. Merak etme ben sana deli demem. Ama merak ettiğim bir şey var sakıncası yoksa sorabilir miyim?” dedi Ayşe öğretmen. Satı cevap vermedi. Sadece genç kadının gözlerine bakıyordu. Aradığı bir şeyi bulma telaşı vardı Satı’nın gözlerinde. Şimdiye kadar kimseye böyle uzun uzun bakmamıştı. Farklı bir şey vardı bu öğretmenin gözlerinde. Sanki her şeyi anlatsa anlayacakmış gibi. Gerçi anlamış olması bir şeyi değiştirmiş olmayacaktı ki. Ayşe öğretmen sorusuna cevap alamayınca “ Anlaşılan sormamda bir sorun olmayacağını tasdik ediyorsun susarak. Öyleyse neden sürekli buraya gelip bu tavukları izlediğini ve onlara katil dediğini sorabilir miyim?” diye bitirdi cümlesini. Satı ne olduğunu anlamadan sözlerine başlamıştı bile.

“Bir köyümüz vardı. Buradan çok çok uzakta. Kocam, çocuklarım vardı. Kocamı sevmezdim. O da beni sevmezdi. Ama evlendirdiler bizi. Yoksulduk. Hamileydim. Biliyordum bu sefer ikizdi. Önceden üç tane daha vardı. O gün evde benden başka kimse yoktu. Kocam eve çok az uğrardı. Çocukları köylümüz Hamdi efendinin tarlasına yollamıştım. Bir gün evvelinden kapımıza gelip “ Satııı, Satııı çocuklarını bana bir günlüğüne ver de şu kuş yuvası büyüklüğündeki tarlamdan toprak olasıca lanet taşları söküp atayım. Gücüne gitmesin Allah’ın topraktan çok taş peydah etmiş tarlamda. Temizinden çocuk başına on kayme veririm,” demişti. Gönlüm razı gelmezdi elbet çocuklarımın el altında çalışmasına ama ne yaparsın yoksulluk. Köy yerinde otuz kayme her şey demektir. Onunla yağ alırsın şeker alırsın çay alırsın. Her bir şey alırsın. Daha fazla bekletmeden Hamdi efendiye “ Sabah güneşle yollarım çocukları sizin tarlaya” deyiverdim. Yedi tane koyunumuz da vardı. İkisi yeni doğum yapmış biri de benim gibi ha yaptı ha yapacaktı. Diğerlerini köyün sürüsüyle birlikte yaylaya yollamıştım ama bunları evde tutmuştum. Yemlemek için ahıra gittim. Elimdeki arpa kovasını yemliklerin yanına bırakıp saman çuvalına yöneldim. Kaldıramadığım için yerden sürükleyerek yemliklerin yanına getirmeye çalışıyordum. Birden karnımda bir ağrı hissettim. Elimdeki çuvalı yere bırakıp yavaşça oturdum. Ağrı gittikçe şiddetlenmişti. En çok belimde hissediyordum acıyı. Anlamıştım artık. Oracıkta doğuracaktım. Çok acı çekiyordum. Kimseler yoktu yanımda. Bütün kemiklerimin eklem yerlerinden dağıldığını hissedebiliyordum. Dayanılacak gibi değildi. Artık çığlıklar atıyordum. Duydu mu kimse çığlıklarımı bilmiyordum ama duysalardı gelmezlerdi biliyordum. Çünkü beni pek sevmezlerdi. Hiç onların suyuna gitmedim de ondan. Ben çığlık atmaya devam edip yerde debelenirken eşimin yengesinin ahırın kapısından beni izlediğini fark ettim. Sancıdan cümle kuramıyordum ama ellerimi ona doğru uzattığımı hatırlıyorum. O ise kaçıp uzaklaşmıştı oradan. Zaten gelip yardım etmesini beklemiş olmam eşeklikti. İnsan çaresizlik içinde ne zalimlere el uzatmak zorunda kalıyor kim bilir?

Ayşe öğretmen Satı’nın tüm bunları kendisine bakmadan tavukları izleyerek ve gözlerinden yaşlar süzülerek anlatmasına inanamamıştı. Anlattıkça yüzü dilim dilim parçalanıyormuş gibi bir hal alıyordu. Derisinin altındaki her bir hücrenin birazdan Satı’nın yüzünü parçalayarak dışarı fırlayacağı an meselesiymiş gibiydi. Kadın anlatmaya devam ederken Ayşe öğretmen daha da dikkat kesiliyordu. “En son attığım çığlıkla kendimden geçmişim. Tekrar kendime geldiğimde burnumda keskin bir koyun dışkısı kokusu vardı. Kuzulardan biri annesinden süt emiyordu. Hala çok ağrı hissediyordum. Ama şimdi söyleyeceğim cümleyi kurarken hiçbir şey hissetmediğimi bilmeni isterim. Yarım metre yakınımda bir tavuk kümesi bir şeyleri eşeliyordu. Daha dikkatli bakınca tavukların ölü doğan iki çocuğumu parçaladıklarını gördüm.” Bu son cümleden sonra Ayşe öğretmen gözlerindeki yaşlarla hemen Satı’ya sarıldı. Satı’nın kulağına Ayşe öğretmenin boynunda sarkık halde bulunan kulaklığından bir ses geliyordu: Kat Frankie People. Satı bu sesin ne olduğunu anlamamıştı fakat ses gözlerinden daha fazla yaşın akmasına neden olmuştu.

Son.

Bunları da beğenebilirsin

YORUM YAP

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.