Görün, duyun, bilin diye YAZIYOR!

Trans kadınlar: Gündüz nefret kusuyorlar, gece yatağımıza giriyorlar

Bengisu Kömürcü

Trans kadınlar, kendilerine ‘müşteri’ olarak her toplumsal kesimden erkeğin geldiğini ama yoğunluğu muhafazakârlar ile ülkücülerin oluşturduğunu anlattı. Aralarında milletvekillerinin, polislerin, iş insanlarının dahi olduğu bu erkeklerin en önemli özelliği ise; gündüz transfobik maskelerle dolaşmaları, geceleri ise bunun tam tersi yaşamlar sürmeleri.

Türkiye’de insan hakları bile ayaklar altındayken, toplumun kabul etmediği bir birey olarak yaşamak daha zor. LGBTİ görünürlüğünün arttığı 80’li yıllardan itibaren cinayetlerin ardı arkası kesilmemekle beraber, son dönemlerde de trans cinayetlerinde oransal olarak bir artış gözlemleniyor.

Trans kadınların seks işçiliği yoluyla temas ettiği erkekler ise; milliyetçisinden dindar ve muhafazakârına,  inşaat işçisinden iş insanına, polisinden milletvekiline varan geniş bir yelpazeyi kaplıyor.

Transgender Europe’un en son 2016 yılında yaptığı araştırmaya göre, dünya çapında bin 731 trans birey cinsiyet kimlikleri yüzünden öldürüldü. Araştırmaya göre Türkiye en çok trans cinayeti işlenen ülkeler arasında Avrupa’da birinci, dünyada ise dokuzuncu sırada yer aldı.

Ocak 2008 ile Nisan 2016 tarihlerini kapsayan raporda, Türkiye’de sekiz yılda kayıtlara geçmiş 43 trans cinayeti işlendi.  Buna göre, 2018 yılının başından bu yana ise toplam, dört trans birey öldürüldü. 11’i de fiziksel saldırıya uğradı.

Trans kadınlara yönelik cinayetlere ilişkin konuştuğumuz 41 yaşındaki Pınar Ege; yaklaşık 20 yaşından beri feminist hareketin ve trans aktivistliği mücadelesinin içinde. Şu anda mülteci alanında çalışıyor, trans kadın sığınma evinde danışmanlık ve zaman zaman seks işçiliği yapıyor.

Trans kadınların hayatları boyunca zorluklarla yaşadığını, bunun ailede başladığını ve sonra tüm topluma yayıldığını anlatan Ege, toplumsal riyakârlığa dair şunları söylüyor:

“Öyle ki, her kesimden erkek bizimle beraber olmak istiyor. Onları sınıfsal olarak ayırmamız mümkün değil. Aralarında inşaat işçisi de var, iş insanı da, milletvekili de.”

Ece Devrim engelli bir trans. Kendisini ‘sosyalist’ olarak tanımlıyor. Şişli’de 2014 yılında karşıdan karşıya geçerken geçirdiği trafik kazası sonucu yürüme yetisini kaybetmiş. Kazanın ardından bir sene yatalak kalan Ece Devrim, şimdilerde tekerlekli sandalyesinde seyyar satıcılık yapıyor. Bir yandan da KOAH hastalığı ile mücadele ediyor.

Almanya’da dünyaya gelen Devrim, 15 yaşında ailesinin cinsiyet kimliğini öğrenmesinin ardından Türkiye’ye gelmiş. Üç yıl sokakta yaşamak zorunda kalmış ve sokakta birçok saldırıya uğramış.

Türkiye’ye gelirken cinsel yönelimin suç olduğunu bilmediğini ve aynı anda üç erkeğin tecavüzüne uğradığını anlatan Devrim’in devamla anlattıkları şöyle:

“Sokaklarda ilk deneyimim tecavüzdü ve ben bu tecavüzün ardından kendi celladıma âşık olmuştum. Nasıl oldu bilmiyorum, belki çok genç olmanın verdiği deneyimsizlik. Bedenimi satmamak için sisteme karşı çok direndim. Yaşadığım bu olayın ardından bir polis ile ilişkim oldu ve beraber yaşamaya başladık. Muhtemelen şimdi emekli olmuştur.  Bir gün başka bir trans arkadaşımla seks işçiliği için çıktığımızda, polisler tarafından yakalandık. Hepimizi yakalayıp bir ormana götürdüler, orada soyunmamızı istediler. Bana soyunmamı söyleyen kişinin suratına baktığımda donup kalmıştım, çünkü bunu söyleyen kişi, polis sevgilimdi. Ona ‘Beni burada soyamazsın, ancak yatakta soyarsın’ dediğimde amiri ‘Bu ne demek istiyor’ diye sordu. Amirine o polisle sevgili olduğumuzu fotoğraf albümlerinden ispatladım. O gün bizi orada öldüresiye dövdüler.”

Polis kaçırmalarının birkaç kez tekrarlandığını belirten Devrim’in kendileriyle olan erkeklere dair tanımı şöyle:

“Koyu dincisinden muhafazakârına, gündüzleri transfobik olup geceleri bizimle olmak isteyenine kadar her tür erkek.”

Beyoğlu’nun ara sokaklarında işletmecisinin trans bir birey olduğu küçük bir çay ocağında konuştuğumuz, 19 yaşındaki trans kadın Ebrar Sultan Başar İstanbul’a iki yıl önce ailesinden kaçarak gelmiş.

15 gün sokakta yaşadıktan sonra bir tekstil atölyesinde iş bulmuş ama trans kimliği nedeniyle işten çıkartılmış. Mecburen seks işçiliği yaptığını anlatan Başar, yakın tarihte yaşadığı şiddetin psikolojik etkilerini hâlâ taşıyor.

Başar, beraber oldukları erkekleri sınıfsal veya tür olarak ayıramayacağını, her kesimden insanlarla beraber olduğunu söyleyerek, “Birçok arkadaşım gece beraber olduğu kişiyle gündüz karşılaştığında sözlü tacize ve hakarete uğruyor. Beraber olduklarımızı milliyetçi, dindar gibi kesimlere ayırmamız mümkün değil” diye konuşuyor.

Adını vermek istemeyen bir başka trans kadının, İstanbul Cihangir’de 1990-96 yılları arasında gözaltında yaşadıkları ise sistemin ikiyüzlülüğünün bir başka öyküsü:

“O tarihlerde trans mekânlar çok meşhurdu. Ben bir yerde DJ olarak çalışıyordum. Sabaha karşı eve geçtiğimde oturduğumuz binaya polis baskın yapmış herkesi gözaltına almıştı. Karakolda polislere, ‘Beni niye aldınız zaten benim bir gece kulübünde DJ olarak çalıştığımı biliyorsunuz’ diye tepki gösterdim. Polis ‘evet senin bir alakan olmadığını biliyoruz merak etme seni uzun süre tutmayacağım’ diyerek beni odasına götürdü. Bana odasında zorla oral seks yaptırdıktan sonra serbest bıraktı.”

Trans aktivist Deniz Rojda Tunç da, müşterileri tarafından çok kez saldırıya uğrayanlardan. Şiddete ve şiddet gösteren erkeklere dair gözlemleri şöyle:

“Müşterilerimiz daha çok ülkücüler oluyor. Kalabalıkken saldıran, hakaret eden, şiddet uygulayanlarla; hava karardığında translara müşteri olarak gelenler aynı. Ben İzmir’in Bornova ilçesinde çalışırken bir müşteriyi alarak odaya geçtim. Ardından müşteri benim boğazıma yapışarak ‘Nasıl beni aldatırsın’ diye saldırıya geçti.”

Kaynak: Ahval

 

Bunları da beğenebilirsin

YORUM YAP

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.